20110829

ıcıo.

mereba. muhtemelen benim çok sıkıcı olduğumu düşünen insanların hepsi de bana sıkıcı geliyodur. tam tersi de olur. sıkıcı insanların yanında sıkıcı olunur çünkü. bu yüzden kimsenin kimseye sıkıcı demeye hakkı yok ki bence.

20110824

velimo.

- benim hiç hırkam yok. çok üzülüyorum.

+ senin nasıl hırkan olmaz lan. sen dünyadaki bütün hırkaların sahibi gibi birisin. sen hırka içindeyken anlamlı gibisin. ne bileyim.

20110822

ciddi.

hayat ve ölüm'ün gerçekliğinin aynı olması, çok acımasız. böyle bir dünyada yaşamak istemiyorum. ölmek de.

20110809

lakl.

- lafı ağzımdan alan insanları sevmiyorum. ama lafı aklımdan alanlar, aklımı başımdan alıyor.

20110727

balter.

ben o tarafa doğru yürüyordum. onlar da bu tarafa. bu yüzden onları tek bir an duyabildim. baba, çocuğa dedi ki. aa terlemişsin balık gibi. çocuk da dedi ki gülerek. balıklar terler miymiş ki. dörtbeş yaşında falan. gülümsedim.

- hayatı dinleyince; bir yanıyla güzel.

20110726

eva.

- bu yalnızlıktan çıkan yol nerede acaba.
en iyisi, bir bilene sarılayım.

20110725

balkon.

ben en çok allah'la konuşurum. dertlerimi ilk ona anlatırım. üstelik yakın olalım, sesimi iyi duysun diye de üst kattaki balkona çıkıp gökyüzüne bakıyorum. öyle başlıyorum konuşmaya. saatlerce anlatıyorum. beni duyuyor. biliyorum ama cevap vermiyor hiç. üzülüyorum. yine de onu çok seviyorum.

- ben allah olsam herkese cevap verirdim valla.

20110724

lütfen.

istemiyorum. insanlarla problemim olsun istemiyorum. ya çok saçma. insanım ben. insan anlamayacaksa beni kim anlayacak ki yani. insanlar tarafından üzülmek istemiyorum. ben üzmeyeyim insanları. ne bileyim. tek üzdüğüm şey kapağı açık buzdolabı olsun. süt kutusuyla problemim olsun, ayakkabı çekeceğine sinirleneyim. beni üzen tek şey yırtık cepli montum olsun. lütfen. lütfen. lütfen. lütfen.

- insan insanı üzer mi hiç ya.

20110719

kabit.

illa bi şeyler anlatacaksanız; bana olan biteni anlatmayın, olanları anlatın sadece. biten şeyleri pek sevmiyorum çünkü. gökyüzünü seviyorum mesela. denizi seviyorum. ama kırmızı eti sevmiyorum.

- bazı kablolar çok kısa. ben kablo olsam, kısa olmazdım.

20110710

tebok.

hayat çok mistik. bu akşam üzeri, iki gündür yapmadığım kakamı yapmaya doğru giderken aklıma bi şey geldi. yeni aldığımız tefal elektronik tartı. sıçmadan önce tartıldım, seksenbirnoktadokuz. on kilo sıçıp tartıldım, seksenbirnoktadokuz.

- tefal'e ürün iade başvurusunda buluncam.

20110709

yorguş.

başlangıçta 'ben' olduğuna inandığım insanlarla kötü şeyler geçince aramda, onların aslında 'ben' olmadığını düşünmeye başlamam ki ben hiç. beklerim öylece. en büyük savaşları kendimle vermiyor muyum yani. nedir, kendimden de mi vazgeçeyim.

- işten değil güçten değil, iç'ten yorgunum.

20110708

kafimge.

ışıkta uyuyamadığımı biliyor muydun. leptopların falan, küçücük sinyal ışıkları oluyor ya. ona bile dayanamıyorum. bana hiç salata yapmamış olmanı yorganın kirli oluşuyla açıklayamazsın ki. sorunum neydi biliyor musun. ben süt içmeden uyumazdım, ama bu sene hiç yatmadan önce süt içmedim.

- 'hatırlat da, haziran'ın sonlarında çocukluğumu yakalım.' ~ ah muhsin ünlü.

20110707

gökuş.

gökyüzünün mutlulukla bi ilgisi olmalı. bence insanlar yorgun olduğunda iç çekmek yerine gökyüzünü çekse iç'lerine, her şey çok güzel olur. ben hep öyle yaparım. düşünsene, sen hiç ağlayan bi kuş gördün mü ki? bak martılara mesela, hep kahkaha atıyolar. serçeler, hep stopmotion film oyuncuları gibi havalılar. güvercinlerin kafası her daim güzel. çünkü, gökyüzü demek mutluluk demek. huzur demek.

- bi de: 'the moon has nothing to be sad about.' ~ sylvia plath.

20110705

bigarib.

yokluğumda; kediler sevdim, şarkılar dinledim, hiç uçurtma uçurmadım, ama salıncağa bindim. fotoğraflar çektim. bikaç şiir yazıp, bolca laflar biriktirdim. aşık oldum. seyahat ettim. bolca otostop çektim. insanlar tanıdım. kuşlar gördüm. yürümedim hiç, uçtum. laflar, anlar biriktirdim. merhaba günlüğüm, ben geldim.

- buralara yazabileceğim kısa cümleler doldu defterler.

20101121

azbuçuk.

bir biz oluruz sokaklarda, kimse olmasın. boşver. parklarını gösterirsin bana. şu köşede şu bu köşede bu. kolkola yürüyelim. boynumda başın. boşver. görmeyiz kimseyi. bir biz oluruz sokaklarda. yürürüz avare. konuşuruz sonra. susarız.

- herkes azbuçuk sarhoş / herkes bir şeyler söylüyor / ama yalnız ikimizin sözcükleri sarmaşdolaş.

20101120

artık.

- içimden hiç buraya yazmak gelmiyor.

20101030

ev.

- annem çok sarıldı, kardeşim bana resim yapmış, babam sesimi özlemiş, odama ütü koymuşlar, salondaki şamdan kırılmış, evde çok az su bardağı kalmış, gitarın ince mi telinin akordu bozulmuş, kumandanın pil kapağı kaybolmuş bantlamışlar, kitaplığım tozlanmış, banyo halıları değişmiş, bilgisayar bozulmuş.

20101026

doku.

yeni bi defter almıştım geçen hafta. az önce açıp ona baktım da, şöyle yazmışım: "sadece sayfanın dokusunu merak ettim. ben şu sıralar bir şey yazamıyorum da."

20101018

minostop.

sürekli otostop çeken birisi olarak, otostop kariyerimi zirvede bırakmaya karar verdim. zirvemi, dominos pizza servis motosikletine otostopçu olarak binmek, oluşturuyor.

- ama beyaz montla, yerler çamurluyken motora binilmezmiş.

20101012

özlem.

öyle bir şey ki özlem;

gün geçtikçe
/artıyor
ve
\azalıyor
gün geçtikçe.

20101011

teşadüf.

'ben de, ben de' demek yormuyor bazen insanı. bilakis huzur veriyor bana. mamafih bunca mucize düşündürüyor insanı. sürekli melankolik olmak istemiyorum aslında. bilahare bahsedeceğim eğlenceli şeylerden. lakin şimdilik böyle. düşünsene, hukuk okuyorum lan ben. ve yerel bir radyoda haber spikeri olcam. ciddi ve sıkıcı bir adam olmaktan korkuyorum şu günlerde.

- hayat, tesadüflerle ve onlara gülümsemelerle güzel.

20101004

martı.

- deniz yok bu şehirde. ama ismimin başında martı var. kaybolmuş olmalı. yoksa ne işi var denizi olmayan yerde. harf değil o. martı. m.

20101002

sus.

sarhoş olunca dünyanın en neşeli ikinci insanı olduğuma dair bahisler açılmıştır. birincisi o an benim yanımda bulunan diğer sarhoş olur muhtemelen. çok konuşuyorum. yine de sustuklarımı söyleyemiyorum sarhoşken de. üzülüyorum.

- söz gümüştür belki ama; susmak altın değildir yine de.

20101001

an.

saatime bakıyorum.
geçiyor da zaman;
dönüp dolaşıp aynı yere geliyor yelkovan.

20100930

aysti.

senin için o kadar özel olmadığımı; gittiğimiz kafede 'ice tea'niz neli olsun?' diye soran garsona 'fark etmez' dediğin zaman anlamalıydım.

20100928

mono.

- kendime sonra çok önemli bir şey anlatacağım. unutturmayayım.

20100922

uyanku.

yaşamak'la iki temel problemim var: uyumak ve uyanmak. uyanıkken, uyumak zorunda olmaktan; uyurken de, uyanmak zorunda olmaktan nefret ediyorum. çok ağırıma gidiyor. napim.

20100917

gece.

bazen çok düşünüyorum. gece yatağa uzandığımda mesela. her gece mutlaka düşünecek başka bir şey buluyorum. mesela dün gece üçe kadar: 'acaba düşünmekten mi uyuyamıyorum, yoksa uyuyamadığım için mi düşünüyorum' diye düşündüm.

- dün benim sünnet yıl dönümümdü.

20100916

versus.

- 'sağa sinyal verip sola dönen araba' v.s 'sana sinyal verip eski sevgilisine dönen kadın'

20100915

labalık.

kalabalıklar içinde birisini seveceğimi -arkadaşça bir sevgiyi kast ediyorum- hissedersem, uzak duruyorum ondan. niye, bilmiyorum. sevdiğimle kalıyorum. kalkıyorum. bir duşa girip rahatlıyorum.

- 'ama kalabalığı, o korkunç, çirkin ve iğrenç kalabalığı hiç suçlamıyorum.'
katılıyorum arkadaş'a.

20100912

geçiş.

upuzun bir şey yazdım az önce buraya. sonra vazgeçtim, sildim. bu vazgeçiş'imi unutmayayım istedim. not düştüm.

- 'keşke kafam bir dükkan olsa da; en azından pazar günleri kapansa.'

20100902

uyum.

birdenbire ve sessizce birisinin hayatına girmek istiyorum. o hayatın en önemli insanı olmadan. sonra o biri'yle saçma şeyler paylaşmak, bazen de ona şarkı söylemek istiyorum. mükemmel bir uyum yakalamak istiyorum. bu kadar. mesela kolkola yürürken hiç dengemiz bozulmadan. tek başıma yürürken nasılsa. o kolumdayken de öyle yürümek. ya da bir şemsiyenin altında iki kişi hiç sorun yaşamadan yürümek. bunu istiyorum. sadece. hâla.

- 'yapraklarla kovalamaca oynama mevsimi' geldi.

20100828

tramro.

'taşınıyorsun, ne güzeel' diyenlere söylüyorum: tramvayı olan bir bozkır şehrinden, metrosu olan bir bozkır şehrine taşınmak. o kadar da eğlenceli ve heyecanlı bir şey değil ki.

- işten değil, güçten değil.. iç'ten yorgunum.

20100825

ğusto.

ilkokul birinci sınıfta yapılan okuma bayramındaki rollerimden birisi de ağustosböceği olmaktı. sazım vardı. sazın telleri yoktu. ve ben pileybek yapıyordum. ama parmaklarımı sapta öyle gerçekçi hareket ettiriyordum ki, tellerin olmadığını fark edemeyen seyirciler programdan sonra gelip beni ve ailemi tebrik etmişti.

- müziğe olan ilgim, hayal gücüm ve ağustosta tembellik yapıp sürekli şarkı söylemem falan hep o okuma bayramına dayanıyor.

20100822

gülüş.

gülüşün'ün gölgesinde uzanıyoruz yalnızlığımveben.
güneş yer değiştiriyor. gölge küçülüyor.
git biraz yalnızlığım. çok sıkıştık bak. sana da yer yok artık.

- 'ben anca sığıyorum.'

20100818

lütfen.

bıktım artık. cidden. kimse için değil, kendim için yazıyorum ben buraya. edebiyat yapmıyorum. zekice şeyler yazmıyorum. günlük burası sadece. kendime notlar alıyorum. hiçbir kaygım olmadan, içimi döküyorum. olabilecek en basit ve en ilkokul seviyesi cümlelerle. lütfen artık. buraya bakıp, 'çok iyi yazıyorsun kitap çıkar. bok gibi yazıyorsun.' demekten, abuksubuk yargılarda bulunmaktan vazgeçin. lütfen.

- korkmayın, yazar olmak istemiyorum.

20100803

lediye.

genel anlamda, meraklı bir insan sayılmam aslında. ama mesela; filmlerde veya herhangi bi fotoğraf karesinde bankta birisi oturunca, oturanın gövdesinden geriye, gözüken sadece '.... lediyesi' yazısı kalır ya. heh işte öyle anlarda, bank'ın hangi belediyeye olduğunu o kadar çok merak ediyorum ki. yiyip bitiriyor beni bu.

- asla öğrenemeyeceğim şeyleri merak ederim ben hep.

20100731

ritim.

aşık olduğum zaman hiç müzik dinleyemem ben. niye mi. şey. öyle zamanlarda, kalbim sürekli ritim kaçırıyor da. kafam karışıyor, şarkı bozuluyor. ondan.

20100730

hep.

aynaya bakarken bile senelerdir -hep- aynı açıdan bakan insanlar tanıyorum. onlardan, nasıl güzel fikirler üretmelerini bekleyebilirim ki.

20100724

kantör.

geçen gün kontörüm yoktu. ve canım bi arkadaşımla konuşmak istiyordu. mesaj atsam, 'seni özledim lan, bi ara da konuşalım' diye, muhtemelen o da kontörü yokmuş gibi davranacaktı. bu riski göze alamazdım. ben de; 'beni bi ara hemen. kan lâzım. çok acil.' diye mesaj attım. ve üç saniye sonra aradı. başka bir numaradan. çokpiçsinlan. dedi bana. güldük.

- sesindeki heyecanı ve korkuyu duymalıydınız.

20100722

bulut.

hayat, bazen güzel insanlar ve güzel şeyler çıkartıyor karşıma. pat diye. ya da pıt. hayatı o zaman seviyorum. alkol alınca neşeleniyorum mesela. bulutların üstüne çıkıyorum. hem de uçarak. kuşlarla.

- sarhoşluğum bulutların emrinde.

20100716

çise.

gökyüzü; kendisine dondurma alınmadığı için annesine sinirlenmiş ve dilini iki dudağının arasına sıkıştırıp dışarıya doğru üfleyerek ortalığa ince tükürükler saçan şımarık bir çocuk taklidi yaptı bugün. hemdebusıcakta.

- siz yağmur yağdığını mı sandınız yoksa.

20100713

sensen.

hayır. ilgisizliğimden değil söylediklerine cevap vermemem. sana o kadar aşığım ki, sürekli seni düşünmekten yoruluyorum. aramaya-sormaya hâlim kalmıyor.

- sen kim, bilmiyorum.

20100712

güverüç.

bazen o kadar kötü hissediyorum ki kendimi. hiçbir işe yaramıyormuşum gibi geliyor. kimseye bir faydam yokmuş gibi. sonra aklıma balkondaki güvercinler geliyor. ve kalkıp ekmek atıyorum onlara. bir işe yarıyorum. mutlu oluyorum.

- küçükken güvercinler midemi bulandırırdı. ama bunu zaten söylemiştim.

20100706

halka.

ben var ya. otuzüçsantilitrelik tenekelerden içecek içerken; açma halkasının ucunu, burnumun dudağımla birleştiği yere dayayıp - kalan kısmını da, üst dudağımla burnumun arasındaki boşluğun hafif çukurumsu yerine oturtup öyle içiyorum. ve bu hissi çok seviyorum. hem de çok. bunun için, açma halkasının elliüç derecelik bir açıyla durması gerekiyor.

- bassız müzik, gazsız kolaya benzer.

20100704

gün.

onbirde uyandım. banyoya girdim. banyoda minik camlar olur ya. o camlar apartman boşluğuna bakar. göt kadar bir yer. oraya bi güvercin sıkışmıştı. çok korkunçtu. güvercin bana tecavüz edecek diye korktum. çünkü çıplaktım. sonra giyinip kapıcıya söyledim. çıkardı. biraz dolaştım. üç tane kitap aldım. katyanın yazı, piç, kaçaklar ve mülteciler. sonra akşam dayımla iki bira içtim. ayaklarım kaşındı. bugün toplam bi bardak su içtim. sekiz defa işedim. bu kadar.

- cumartesi, güzel bir gün olabilir ama. ismi çok uzun.

20100701

kişot.

dün gece saat üçbuçukta yatağımdan çığlıklar atarak fırlayıp evin içinde koşturmaya başlamışım. duvarları yumrukluyormuşum. ve sürekli bağırıyormuşum. evdekiler tokatlamışlar kendime gelmem için. bütün gece başımda beklemişler. en ufak bir seste yataktan fırlıyormuşum. bilinçaltım donkişot.

- duvarlarla kavga etmişim. donkişot gibi. salon donkişot'u. yumruklamışım. elim çok ağrıyor.

20100629

doğru.

bence o lafın doğrusu "yaratılanı sevdik yaratandan ötürü." değil. ben asıl, yaratan'ı yaratılanlardan ötürü seviyorum valla. çok iyi insanlar yaratmış lan allah. düşünsenize bi. en sevdiğimiz insanları hep o yaratmış yani.

"ben az konuşan çok yorulan biriyim
şarabı helvayla içmeyi severim
hiç namaz kılmadım şimdiye kadar
annemi ve allahı da çok severim
annem de allahı çok sever
biz bütün aile zaten biraz
allahı da kedileri de çok severiz" - arkadaş z. özger.

20100627

çamaşduş.

çocukluğumdan beri evde çamaşır makinesi çalışırken banyo yapamam ben. hayal gücümün tavan yaptığı bir dönemde, eğer makine çalışırken banyo yaparsam küvetin su akıtma deliğinden makinenin içine kaçacağımı hayal etmiştim çünkü. bu yaşıma geldim, hâlâ kaçacakmışım gibi geliyor. o zaman niye böyle bir şey hayal ettiğimi inanın bilmiyorum.

- hayallerin nedeni bilinmeyince, daha güzeller zaten.

20100626

ılgın.

"eğer büyüseydi benimle birlikte, vakti zamanında legolardan yaptıklarım; şimdiye en renklisinden bir gemim, bir akordiyonum, bir terlik fabrikam, bir de neye benzetmeye çalıştığımı hatırlamadığım bir evcil hayvanım olucaktı. bu nedenle gemilere uzaktan bakıyorum, akordiyon çalamıyorum, çulsuzum ve de bir kedim bile yok.

- inilmesin çocukluklara."

.ılgın'ın cümleleri bunlar, ne güzeller di mi.

20100621

insan.

çünkü; insan bazen o kadar yalnız kalır ki; canı ağlamak istediğinde banyoya girip yüzünü sabunlar. ve öyle ağlar. en kısa şortu ve terlikleriyle bakkala gidip, gazete ve süt alır. eve gelince hiç okumamak üzere bir köşeye atar gazeteleri. içmez. manşetine bile bakmaz. birden bire, 'ben ölürken, kesin bir yerlerde stairway to heaven çalacak. ne güzel.' diye düşünür. sonra bir kahve. daha önce hiç içmediği kadar sert. yanına da kahverengi sesiyle tom waits.

- çünkü, insan bazen o kadar yalnız kalır ki. hiçbir şey anlatamaz. kimsebilmez.

20100617

kahırve.

kahvemi az sütlü, şekersiz severim. ve ne zaman kafe tarzı bir yere gitsem, kahve içerim. aslında ilk tercihim filtre kahve. ama yoksa, neskafe isterim. bilirsiniz, yer ve gökyüzündeki herhangi bir yerde neskafe istediğinizi söylediğinizde otomatik olarak şu soru gelir, 'sütlüsade?' ben de her seferinde, hem de her seferinde ümitle 'azsütlü' diye cevap veririm. 'şey. azsütlü olmuyo bizde. makine yapı..' - 'lan. yine mi. fark etmez o zaman.'

- hayatım boyunca, hiçbir zaman, dışarıda istediğim gibi bir kahve içemedim ben. düşünsenize. nasılbidünyabu.

20100614

yormuş.

ben var ya; bulunduğum konuma yürüyerek gidilemeyecek kadar çok, dolmuşla gidilemeyecek kadar az uzaklıkta bir yere gitmem gerektiğinde; x`ten y`ye doğru giden dolmuşa biniyorum. sonra da ineceğim yere geldiğimizde parayı uzatıp, 'bu dolmuş x`e gidiyor di mi' diye soruyorum. dolmuşçu 'hayır x`ten geliyoruz biz. yolun karşısından binmen gerek` diyince, ben de 'hee. ineyim ben o zaman' diyip parayı vermeden iniyorum.

- hayır, bunun cimrilikle bi ilgisi yok. her şey biraz yorgun olmakla ilgili.

20100613

ne-den-siz.

- nedensiz sevdim sizi.
- beni sevmek senin ne haddine!
- ben de onu diyorum. ne densiz sevdim sizi. neden siz beni hiç sevmediniz ki.

20100611

ayrılük.

sevgili'm günlük; sen artık benim sevgilim değilsin. -hiçbirimiz bu cümleyi yazmadık asla. biz, günlük tutmayı bıraktığımızda, ona ayrıldığımızı bile söylemeyen çocuklardık çünkü. hemen bıkar, tak diye bırakırdık işte. atardık bir köşeye. onca sevgi'li günü bir çırpıda yok sayardık. ta ki yeniden ergenliğimiz tutana, annemiz bize kızana kadar.

- edebimizle ayrılmayı hiç bilmedik ki. yedi yaşımızdan beri.

20100609

içses.

unutmak istediğim hiçbir şeyi unutamıyorum. içses'imle inkâr ediyorum bir şeyleri. iki nokta koyuyorum. yanyana. ama birkaç saniye sonra, daha derinlerden gelen başka bir içses, bozuyor tüm ezberimi. iç'imden çık artık. ses'imi taklit etme. lütfen.

- sana 'karşı' hiçbir şey hissetmiyorum.. çünkü benim bütün hislerim senin 'yanında'.

20100608

moonwalk.

küçükken 'anne bu merdiven yürümüyo ki, kayıyo. niye adı yürüyen merdiven?' demiştim. annem de 'moonwalk yapıyor çocuğum o' demişti. hayır! annem beni geçiştirmek istediğinden öyle dememişti lan. michael jackson'u çok seviyor sadece. o yüzden. yani ben öyle umuyorum.

- aslında uydurdum. böyle bir şey hiç olmadı. annem de jackson'u sevmez zaten. ama benim çocuğum bana sorsa, böyle derdim valla.

20100606

birbaşına.

- sürekli yalnızlıktan dem vuruyorsunuz da o günden beri.
pardon ama han'fendi;
biraz da 'terk edilmişliğim'dir birbaşınalığınız.

20100604

gölge.

zamandan bıktım. çok şeyi saklıyor çünkü koynuna. çok şey alıyor elimden. hep ertelememi istiyor bir şeyleri. her şeyin ilacı sanıyor kendini. ama ilacı nasıl kullanacağımı söylemiyor. tok karna mı mesela. aç mı. alkollüyken de kullanabilir miyim zamanı? bekle diyor sadece. ve iyi'leşeceğimin garantisini vermiyor.

- yıllardır aynı gölgede kiracı olmaktan bıktım. taşınmak istiyorum.

20100530

gündem.

hayat ve popüler kültür ile ilgili anlayamadığım birçok şey var. mesela, bu eurovision'la ilgili. ben izlemiyorum da bu yarışmayı, söylenene göre her ülke komşusuna oy veriyormuş. o zaman her sene niye başkası birinci oluyo ki. komşusu mu değişiyo lan bu ülkelerin.

- çünkü çok düz mantık'ım. ve popüler kültürle sevişen bir popülerkültürkarşıtıyım.