30 Eylül 2009

urak.

bazen canım yatak dışında bir yerde uyumak istiyor. geçen gece işte yolun karşısındaki otobüs durağına gittim. ışıl ışıldı böyle. ströer şehir mobilyaları filan. büyükşehir belediyesi. evet. sabaha kadar orada oturacaktım. 4'e kadar oturdum. sonra sıkıldım. eve geldim. geceleri otobüs durakları soğuk oluyor bi de. bazen salağım.

28 Eylül 2009

ğer.

şu güne kadar toplam iki kişinin hayatından tamamen çıktım. birisi en az değer verdiğim, birisi en çok değer verdiğim insandı. ikisi de hak etmediğim şeyler söyledi bana. hem de hiç. hayat böyle acımasız. ikisinde de sustum sadece.

27 Eylül 2009

kadınlar.

bugün kardeşimi g-force isimli bir animasyona götürdüm. filmde, dişi fare ve erkek fare arasında geçen, kahkahalara boğulmama neden olan harika diyalogu paylaşmadan edemicem.

erkek: ben seni seviyorum.
dişi: hiç şansın yok. çünkü ben x'ten hoşlanıyorum.
erkek: oha, neden ki?
dişi: çünkü bana karşı çok ilgisiz. benimle hiç ilgilenmiyor.

25 Eylül 2009

aburcubur.

patos critos mudur nedir. böyle üç boyutlu olan. heh işte onu yiyen herkes en az bir defa oradaki boşluğa dilini sokmuştur bence. bir de eti pufların kabının kenarlarını ne diye o kadar sivri yapıyorlar lan. her seferinde elime batıyor.

- internetim yok. özlüyorum burayı.

19 Eylül 2009

ritmadım.

yürüyüşümün normalde düzgün olmasına rağmen bazen özürlü gibi yürümemin tek nedeni, o an müzik çalardan dinlediğim veya içimden mırıldandığım şarkının ritmiyle ayaklarımı uydurmaya çalışmamdır.

13 Eylül 2009

kabuk.

ben elmanın en çok kabuğunu severim. kabak çekirdeğinin de öyle. kabuğuyla beraber yerim böyle. hem bağırsaklara da iyi geliyormuş. en sevdiğim kitaplardan birisi de kabuk adam'dır mesela. sonra canım sıkkınken kabuğuma çekilirim genelde, içimdekileri insanlarla pek paylaşmam. ismi kabuk olan bi balığım var. bi kere de muz kabuğuna basmıştım. ama düşmedim. zaten sırf acaba düşülüyo mu gerçekten diyerek basmıştım. kabuklarla aramda özel bir bağ var. bi de şey, kabuk bağlayan yaraları hep soyarım ben yeniden yara yaparım. sonra tekrar. böyle sürer gider bu.

- yani bende bir yara açarsanız, ömür boyu kalır. ben size diyim.

10 Eylül 2009

rol su.

bugün, henüz yeni tanıştığım birisi bana birden bire dönüp; 'sen rol yapıyorsun' dedi. şaşırdım. nasıl yani dedim. ne rolü. 'böyle değilsin aslında, biliyorum.' dedi. nasıl değilim lan dedim. hem sürekli rol yapsam çok yorucu olmaz mıydı düşünsene dedim. 'bu kadar iyi olamazsın ama başka türlü.' dedi. çok duygulandım lan. hem de çok. sonra gözlerim dolu dolu kıza baktım ve uzaklaştım oradan.

8 Eylül 2009

kıyadres.

en sevmediğim insan tipi 'dinlemeyen'dir. eğer bi insanın beni dinlemediğini fark edersem bi canavara dönüşebilirim. mesela bugün bir kadın bana bir yerin adresini sordu. ben de anlattım güzel güzel. sonra, 'pardon tekrar söyler misiniz?' dedi. çünkü ben anlatırken kıyafetlerimi inceliyordu gözleriyle. ben de sinirlendim, tam ters yolu gösterip oradan gitmesini söyledim. sonra da yalan bir gülümseme atarak 'iyi günler' dedim.

7 Eylül 2009

kalem.

bu yaşıma gelmeme, herkesin özgün ve okunaklı bir yazı tipim olduğunu söylemesine rağmen, kalem tutuşumu eleştiren insanları anlamıyorum. ama onun dışında birçok insanı anlıyorum. onlar beni anlamıyor, olsun. çünkü dinlemiyorlar.

5 Eylül 2009

bazen.

'canım sıkılıyor. yüreğim de..'

4 Eylül 2009

üç.

küçükken ettiğim tek bir dua vardı. 'allaam nolur, üçüncü dünya savaşı olmasın.' şimdiki çocuklarsa siyaset meydanı'nda ırkçı söylemlerle ve ailelerinden duydukları klişe sözlerle kürt açılmını tartışıyor. korkunç değil mi sizce de? ben susuyorum ne güzel. daha zevkli. savaşma seviş felsefemin temeli de küçükken ettiğim o duaya dayanıyor işte. ne temiz kalbim var ama. baksanıza. hala olmadı yeni dünya savaşı.

2 Eylül 2009

roşür.

bugün sokaktaki bir vodafone standından aldığım broşürü yüz metre ilerdeki türksel standına bırakıp kaçtım. böyle sapık zevklerim var, evet. bazen de şey yapıyorum; sokakta broşür dağıtan adamların önünden birkaç defa geçip dağıttıkları şeylerden birkaç tane alıyorum. sonra da onları oralardan geçen diğer insanlara veriyorum hiç okumadan. çok zevkli di mi.

31 Ağustos 2009

emperyalist musluk.

küçükken kakası bittikten sonra altını silmesi için "anneaaağ bittiğ." diye bağıran çocukların hiçbirisi -kiyenineslintamamıneredeyse- büyüdüklerinde taharet musluğu kullanmıyordur bence. alışmışlar bi' kere kolaya. kendimden biliyorum yani. ama bunlar hep batının oyunları ben size diyim. asimile ediyorlar bizi. boku yedik. mecazi anlamda. yok zaten avrupada taharet musluğu. dayıma sordum.

27 Ağustos 2009

kaansör.

benim asansör korkum var mesela. bildiğin fobi. ödüm kopar. ama bazen canım sıkılınca biniyorum işte. belki kalırım, altıma kaçırırım heyecan olur filan diye. yok olmuyor. bi arkadaşım der ki:

- ölmek kolay iş, boğulmak fena.

24 Ağustos 2009

zaman.

öğlen, 'kim uğraşacak' diye düşündüğü için ve etrafa 'rezil' olmamak için günde dört vakit namaz kılan birini tanıyorum. ben olsam onun diğer dört vaktini de saymazdım yani.

- zaman ne garip şey, tersten okununca namaz oluyor.

23 Ağustos 2009

ac.

ben acıktığımı hissedemiyorum. gerçekten. abartı değil yani. ancak çok acıkınca midem bulanıyor öyle anlıyorum. sonra da o bulantıyla canım yemek yemek istemiyor. ben de uyuyorum acıkınca. uyanınca geçiyor.

20 Ağustos 2009

ortastop.

oha. ne zamandır buraya bir şey yazmıyorum ha. aynı zamanda ne zamandır toplu taşıma araçlarına da binmiyorum. hep otostopla gidiyorum. çok zevkli ha. böyle sağ elimin başparmağı filan. zaten parmaklarım güzeldir. bi' orta parmağım yamuk biraz. hareket çekince çokomik oluyor. isterseniz bi' gün çekerim.

12 Ağustos 2009

neyse.

hep ikinci insan olmaktan bıktım. kimse için ilk sırada değilim, biliyor musunuz? yalnız olduğumu iddia etmiyorum. bir sürü arkadaşım var. onları çoğu zaman seviyorum, evet. ama hiçbirisi için ilk sırada değilim. biliyorum. dürüst olalım şimdi. arama kaydında ilk kişiye bir şey olmadıkça kimse aramaz mesela beni. gibi. ne acı di mi.

- neyse ki, dedemin ilk torunuyum.

10 Ağustos 2009

pırt.

bir insanı bir konuda meraklandırdıktan sonra merakını gidermemek; ısıttığın sütün cezve kapasitesinden mütevellit bardağı doldurmamasına ve kalanını doldurmak için üşenip, yeniden süt ısıtmak yerine soğuk süt doldurmaya, ve böylece ısıtılmış sütün hiç bir anlamının kalmamasına benzer.

6 Ağustos 2009

i-ne.

bir gerilim filminde olabilecek en iğrenç sahneleri izleyebilirim. en cani, en vahşi anları. gerçekte de. hem de hiçbir gariplik hissetmeden. hatta zevk alarak. ama bir insana iğne yapıldığını görmeye dayanamıyorum. filmlerde filan öyle iğneli sahneler çıkınca gözümü kapatıyorum. basit bir aşı olsa bile. oysa iğneden korkan bir insan da değilim. sorun yok yani, yapabilirler bana. işin tuhaf yanı, bu durum sadece iğneye mahsus. koluma dikiş atılırken izledim mesela.

5 Ağustos 2009

payl aşımı.

bir insanın hayatımdan bir anda gitmesinden çok yaşanmışlıklarımızın, paylaştıklarımızın bir anda yok olduğunu görmek acı verir bana. hatta en çok bu acı verir.

3 Ağustos 2009

kahvarı.

en sevdiğim içecekler listesinde kahve ilk beşe girer. en sevmediğim hayvanlar listesinde arı ilk beşe girer. kahveyi yakınca arıların oraya yaklaşmadığını öğrendim dün. içim ne kadar temiz di mi. bildiğin toz kahveyi tutuşturuyormuşsun işte, tütsü gibi yanıyor yavaş yavaş. çoilginç.

2 Ağustos 2009

dondırmak.

pastanede dondurma isterken 'çikolatalı' diyen birinin olabileceğini hiç düşünmezdim. herkes kakaolu diyor sanıyordum. çikolatalı daha samimi. ve bunu söyleyen benim arkadaşım. nağber.

31 Temmuz 2009

soğcak.

duş almadan önce kovayı doldururken soğuk suyu açmayı unutmuşum. sonra kova dolduğunda yeterince ılık mı diye hızlıca sağ elimi suya daldırdım. su kaynama noktasını aşmış, reseptörlerimin dediğine göre. aslında o kadar salak değilim ama işte.. bu yazıyı da tek elle yazdım haliyle. ona göre.

30 Temmuz 2009

pasta.

ismimi 'pasta' zanneden dört yaşında bir kuzenim var. aslında gerçek adımı da biliyor, meliabi diyor bazen. ama genelde bana pasta demeyi tercih ediyor. öyle de lezzetliyim yani.

28 Temmuz 2009

metro.

bindiği şehirlerarası otobüste wireless bağlantı olmadığı için, arkadan gelen ve wireless bağlantısı olan başka bir firmaya ait otobüsün bağlantısıyla internete girmeye çalışan bir arkadaşım var. çok salak, di mi. fikri ben verdim ama olsun. sonuçta deneyip giremeyen o.

22 Temmuz 2009

küstüm.

ciddiyim.

21 Temmuz 2009

şeyk it milk.

ben pembeyi hiç sevmem. bunun erkeksilikle ilgisi yok. ciddiyim. kırmızıyı, eflatunu falan seviyorum gayet. ama pembe midemi bulandırır. mesela çilekli milkşeyke bayılırım ama cam bardaktaysa içemem. midem bulanır pembe diye. görmeden içmem gerek. yoksa kusarım valla. gözüm kapalıyken de bir dikişte içerim oh mis diyerek, dişlerimin sız sız diye sızlamasına aldırmadan. çok samimiyim.

- ayrıca en sevdiğim renk kırmızıdır.

19 Temmuz 2009

özgürlük.

zülfü livaneli'nin 'ey özgürlük' isimli harika parçasının konser kaydı var bende. şarkının sonunda seyirci 'bidaha bidaha' diye bağırıyor. ben de her seferinde şarkıyı salak gibi yeniden başlatıyorum, istemsizce. öyle. söyleyeyim dedim.

18 Temmuz 2009

tuzlandırıcı.

özgün ve ben hayvan gibi tuz tüketiriz. dün ben genç yaşta hipertansiyon sahibi olacağımızdan yakınırken dedi ki; 'ya olum neden candarel, hermestas ve türevleri tatlandırıcılar var da tuzlandırıcı yok ki.' çok mantıklı değil mi lan.

17 Temmuz 2009

pizzacuma.

canım sıkıldığında ya da düşünmeye ihtiyacım olduğunda balkona çıkarım ben hep. sağ ayağımı korkuluğun altındaki beton çıkıntıya koyup, sağ dizimi de korkuluğun en üst noktasına dayayarak öylece durur ve sokağı izlerim. tam karşıda da pizzacı var. az önce öyle balkondaydım yine, dedim bi pizza yiyeyim oh mis. aradım cevap vermedi. dürbünle pizzacının içine bakayım dedim, baktım kimse yok içeride; kapıda bir yazı asılı: 'cumaya gittim gelicem'. içimden küfrettim. çok açım lan napim. herkesin inancına saygım var yani yoksa.

16 Temmuz 2009

ovyes.

insanların bu kadar tekdüzeleşmesine katlanamıyorum. neden her on blog yazarından dokuzu nutella hayranı sizce? hiçbir nedeni yok bunun. gerçekten. bir tane 'cool' çıktı ortaya, nutella takıntılı yazılar yazdı. moda oldu işte.

- ice tea mango'yu çoak seviyoree. hadi bakalım.

15 Temmuz 2009

iket.

insanlar hangi enstrümanı çalıyorsun diye sorduklarında 'mızıka' diye cevap verince sizi ve mızıkanızı küçümsüyorlar, ciddiye almıyorlar. 'bas gitar' derseniz size tapıyorlar. insanlar bir garip. ah etiket vah etiket.

14 Temmuz 2009

ba.

çarpmadı otobüs filan. o değil de; -bukalıbabayılıyorumodeğilde- her yazar olmak isteyen, kendince yazı yazan gencin babasıyla problemleri oluyor ve babasını yazıyor. bu olaya baya tavım ben ha. ben de mi yazsam lan. ailesi tarafından anlaşılmayan ergen tripleri filan.

- hiç odama girdin mi baba? böhü. girsen nolcak sanki. yatak, kitaplar filan. televizyon bile yok, sıkılırsın, ben sana diyim bak.

13 Temmuz 2009

yem.

hayat çok garip bir şey lan. bazen çok seviyorum kendisini. ama bazen çok üzüyor beni. anlatacak çok şeyim var. dinleyecek kimsem yok. olanları da yitiriyorum bir bir. aferim bana. balıklarım iki gündür açlar. yemleri bitti. onları da yitirmemek için yem almaya gidiyorum şimdi. belki otobüs filan çarpar yolda. sınavım kötüydü, sormayın. çarpmazsa söylerim.

- do you like punk music? artık, en üzgün ve en neşeli anlarımda bu soruyu soruyorum. azocan'dan öğrendim.

5 Temmuz 2009

sarkoş.

çizgifilm karakteri gibi adamım valla. hani çizgifilmlerde birisi hızlıca koşarken kafasına yere paralel bir kapı üstü ya da sopa çarpar. çarptığı yer tam göbeğinin hizasında olacak şekilde sırtüstü hızlıca düşer ya kahramanımız. işte bana öyle oldu. kumsalda koşarken şemsiyenin demirine çarptım kafamı. ve aynen anlattığım gibi düştüm. bu tarz bir düşüşü sadece filmlerde olur sanıyordum. yeşil yıldızlar vardı başımın etrafında dönen. sonra kahkaha atarak kalktım yerden ve tekrar koşmaya başladım. bu sefer yere sabitlenmiş bi demir çöp kutusuna ayağımı çarptım. sağ ayağımın üstünde seke seke koşmaya devam ettim. duramıyordum. çok sarhoştum napim. bu arada bütün bu koşuşlar denize doğruydu. saat gece üçtü. denizden çıkınca tekrar koşmaya başladım ve aynı ayağımı başka bir çöpkutusuna çarptım. iki gündür üstüne basamıyorum işte. üstelik kafam şişti. tom ve jerry'deki gibi çekiçle indireyim dedim. iyice şişti. nolcak bilmem.

- ben sarhoş olunca hep koşarım.

27 Haziran 2009

börem.

az sonra size iğrenç bir itirafta bulunacağım. daha önce süsüne püsüne düşkün bir ekek olduğumu söylemiştim. üç senedir ellerim için nemlendirici kullanıyorum. bu süre zarfında envai çeşit marka denedim. ama söylemeliyim ki, hiç birisi su böreği yedikten sonra ellerimin yağlanması kadar yaramıyor cildime. valla lan. utanmasam elimi böreğe sürüp çıkacam dışarı.

26 Haziran 2009

kür'dan gemi.

kürdanları yan yana dizip bantlamak suretiyle minik sallar yapardım küçükken. küvette filan yüzdürürdüm sonra. komşumuzun kızının oğlu öğretmişti. 6 yaşındaydım o zaman. o günlerdeki en büyük hayalim ahşaptan kocaman bir gemi makedi yapabilmekti.

- insanın çocukluk hayallerinin gerçekleşemeden, hayal olmaktan çıkması ne kötü.

24 Haziran 2009

popo-ler.

her şey biraz popüler olmakla ilgili. yani popüler olan bir insan popüler olmayan birisinin fikirlerini, yazılarını filan çalarsa sorun olmaz genelde. asıl sorun böyle bir durumda popüler olmayan insanın "ama önce ben yazdım laağn" diye kendi kendine feryad etmesidir.

limonata.

meşhur limonata'mın özel tarifini ilk defa veriyorum:

3 limon sıkın, yarım bardak suyla karıştırın. sonra onu musluğa dökün. gidin bakkaldan tang alıp iki litrelik içi su dolu bir sürahiye dökün. oh mis. hayal kırıklığı da böyle bir şey.
şaka yaptım, sonra vericem.

şimdilik yeni fotoblog'umun adresini veriyorum: http://fotografcekmeli.blogspot.com/

klozet.

kendimi en çok kaka yaparken savunmasız hissediyorum. mesela deprem olsa o hâlde bi kolonun altına bile kaçamazsın, yangın çıksa poponu silmeden kalkamazsın. bunlar sadece örnek. ama öyle değil mi. düşmanınızı en zayıf an'ında yakalamak istiyorsanız kaka yapmasını bekleyin. size tavsiyemdir.

pepsiğ.

biliyorum ki 'pepsiğ yaşatır seni' reklamında seda sayan'ın ellerini iki yana kaldırıp göğüslerini kameraya doğru bir sağa bir sola salladığı sahneyi izledikten sonra pepsi içmeyi tamamen bırakan tek kişi ben değilim. bence o reklamı coca-cola yaptırdı. ben size diyim.

18 Mayıs 2009

ego.

bir insanın arkadaşlarıyla-tanıdıklarıyla ilişkilerinin maneviyattan uzaklaşıp, sadece kendini ruhen tatmin etmek için olmaya başladığını anladığım anda o insan benim için bitmiştir. herkesin hep seni sevmesini, sana âşık olmasını, bir sürü 'arkadaş'ın olmasını istediğini biliyorum. ama işler böyle yürümüyor.

15 Mayıs 2009

ısmarlama.

bugün bi arkadaşım, 'aşık olacağın kızda olması gereken en önemli özellik ne?' diye sordu. 'beni kendine aşık etme yeteneğine sahip olmalı' dedim. aşk, ısmarlama olmaz çünkü. ne öyle, özellik falan. iyi demiş miyim?

13 Mayıs 2009

iz.

yollarsanız da okumam dedim, evet. çünkü dün gece, bana eskiden yollanan mektupları okudum. -toputopu3tanelerzaten- ve artık mektuplara olan inancımı yitirdim. mektupun bugüne kadar taşıdığı tek şey kağıdın üstündeki bardak izi. mektupta yazılanlardan ise iz yok.

- o da tuhaf lan, bir senedir duruyor iz.

11 Mayıs 2009

niye.

- niye blog yazıyorsun?
- çünkü buraya yazdıklarımı birine söylemeye kalksam, kimse beni dinlemez.

9 Mayıs 2009

yani.

- insanlar olaylara hep tek taraftan ve kendi çıkarları doğrultusunda bakıyor. olaylara objektif bir biçimde, her iki taraftan da bakıp, ondan sonra yorumlayan insan gelsin canımı yesin. o derece yani.

7 Mayıs 2009

hırsızım.

ilk ve son hırsızlığımı sekiz yaşında snoopy için yapmıştım. ben snoopy'nin en büyük hayranıyken, snoopy'i sadece sevimli bir köpek olarak gören komşumuzun oğlunun tam on farklı versiyonda snoopy oyuncağı vardı. ben de birini çalmıştım. bütün gece uyuyamadım. ve ağladım. ertesi gün gizlice tekrar yerine koydum o yüzden. salak eksildiğini ve yeniden yerine geldiğini bile fark etmemişti ama.

- gerçekten, ilk ve sondu.

6 Mayıs 2009

ölü.

ölümün beni acıtan, ürküten tek tarafı 'bir daha' olgusunun ortadan kalkışıdır. eğer ölürse; bir daha göremeyeceksin mesela, bir daha sesini duyamayacaksın, bir daha konuşamayacaksın onunla, dokunamayacaksın. belki sadece yazılarını okuyabilirsin. eğer bir insanı hayatınızdan çıkarmak istiyorsanız, öldürün gitsin. yaşarken de ölünür. yazarken de ölünür.

-cenazelerle aram pek iyi değildir.

5 Mayıs 2009

eştiriel.

çevremde, hiç eleştiri kabul etmediğimi söyleyenler de, eleştiriye çok açık olduğumu söyleyenler de var.her iki grup da haklı aslında. çünkü benim için eleştirinin belli kalıpları vardır ve eğer karşı taraftan gelen eleştiri bu kalıpların dışındaysa, o eleştiriyi yok sayarım ben. mesela; sürekli beni olumsuz bir şekilde eleştiren ve sadece eleştirmekle kalan, yapıcı önerilerde bulunmayan bir insanın hakkımda ne düşündüğünün hiçbir önemi yoktur benim için. hatta onların eleştirilerine katlanamam.

3 Mayıs 2009

çiş.

en büyük çocukluk kâbusum, bir dizi şeklindeydi. her gece aynı ortamda, aynı canavarla farklı bir senaryo görüyordum. çığlıklarla ve ter içinde uyanıyordum, altım ıslak ve çiş kokulu bir biçimde. ve bu kabuslar, en yakın arkadaşımın oturduğu apartmanın koridorlarında geçiyordu. sanırım arkadaşlarımdan uzak durmaya başlayışım o zamanlara dayanıyor.

26 Nisan 2009

muz.

ben muzu; önce sapını tamamen ağzıma almak suretiyle ısırıp kopardıktan sonra soyuyorum. kopardığım sapları da yaklaşık ikibuçuk senedir saklıyorum. böylece ileride çocuklarıma kaç muz yediğimi söyleyebileceğim. ne güzel di mi. şu anda 273.

ba. kü-

buraya yazmanın en güzel yanı, rahatlamam. kendimi rahatlatıyorum.
ikinci en güzel yanı ise daha güzel. okuyanlar beni tanısalar bile buraya yazdıklarımla yargılıyorlar ya. çok hoşuma gidiyor bu. mesela bi' alttaki yazımı okuduktan sonra bana şekilci demiyen top olsun. bazen komik oluyorsunuz.

- birmayıs'ın küba için, turizmden mütevellit, büyük bir gelir kaynağı olması çok ironik değil mi lan.

23 Nisan 2009

siyaz.

yine değişti burası. siyahbeyaz'a dönmek istedim tekrar. siyahbeyaz'ın kusursuz uyumu ve çarpıcılığı başka hiçbir renkte yok zira. fotoğraflarda da bir süre siyahbeyaz çalışmaya karar verdim. kovboy woody'i hatırlayanınız var mı? toy story'nin kahramanı. oyuncak. toy story benim gittiğim ilk sinema filmiydi. kovboy woody de özeldir bu yüzden benim için. onun oyuncağı da var bende yedi yaşımdan beri saklıyorum. obsesif tavırlarım var benim.

- çucuk bayramınız kutlu olsun.

16 Nisan 2009

varyum.

yastayım. benim ufak bir akvaryumum var. on tane filan da balık var işte içinde. bi' balığıma diğerleri saldırıp duruyordu. adı perşembe'ydi. balıkcaaz akvaryumun içinde oradan oraya kaçıyordu. en sonunda ne olduğunu tahmin bile edemezsiniz. kuyruğunu kopardılar lan balığın döve döve. balıkcaaz yüzemedi. filtrenin kenarına sıkıştırıp kendini, öyle yaşıyordu. itiyordum yüzebilecek mi diye, akvaryumun tabanına çarpıyordu zavallım önce. sonra fitreden kaynaklanan akıntının da yardımıyla güç bela tekrar yerine geçiyor orada yaşıyordu. tam bir hafta böyle yaşadı.
perşembe günü öldü. çok ironik.

- yukarıda yazan tarihten bir gün sonra koydum bu yazıyı.

14 Nisan 2009

yorgan.

ben geceleri, uyumadan önce, yatağa uzanmıyorum. uykum gelince yatağıma gidiyor, yorgana sarılarak yatağın tam ortasında oturuyorum. ve gözlerimi kapatarak öylece bekliyorum. sabah olduğunda uzanır pozisyona geçmiş halde buluyorum kendimi.

- sırtım ağrıyor.

13 Nisan 2009

tost.

annem evden çıkmadan önce tost hazırlamış bana. neden bilmiyorum ama böyle anlarda çok duygulanıyorum ben. ne kadar çok sevildiğimi hissediyorum. telefonsuzluk çok güzel bir şey bu arada. gerçekten. tavsiye ederim yani. ama bir ev telefonu lazım tabi ki. normal şartlar altında telefonda hiç konuşmadığım. abuk subuk kısa mesajlarla iletişim kurmaya çalıştığım insanlar yok artık. benimle konuşmak isteyince ev telefonumu arayıp, sesimi duyan, sesini duyduğum insanlar var.

- bu kadar.

12 Nisan 2009

karşı.

sigara içmememe -sonkelimeyiikidakikadayazabildim- rağmen asla sigara karşıtı bir insan olmadım. sigara karşıtlarına karşıyım yani. keyif lan bu. size ne. rahatsız oluyorsan uzaklaş ortamdan. aslında ben genelde karşıtlıklara karşıyım. popüler kültür mesela. esasen bir popüler kültür karşıtıyım. ama aynı zamanda popüler kültür karşıtlarına da karşıyım. zira bu karşıtlık durumunu da popüler hale getirdiler. hayır çarşı'dan filan değilim.

- saçmalarken gündelik streslerden arınıyorum. başka bir sebebi yok yani bunların.

8 Nisan 2009

oniki.

saat oniki. yolunda gitmeyen bir şeyler var. salim dündar'dan aynalar'ı dinleyerek geçirilmez bir gece. ben geçiriyorum, bakmayın bana. saat oniki. uykum geldi.

- 'uykum gibi gelsene.'

seksen.

en sevdiğim aktivite olmasına rağmen, şu sıralar kendi kendime konuşmaya cesaretim yok. sadece bir fotoğrafa aşık olduğum zamanlar oluyor. hayır. yazamıyorum. elini tutmayı özledim.

- seksenleri hiç görmedim. ama deli gibi özlüyorum.