8 Şubat 2010

sabun.

kalıp sabunu elime alıp biraz suyla ıslatıp köpürttükten ve sabunu iyice kayganlaştırdıktan sonra elimi böyle sıkmak suretiyle sabunun avcumun içinden pört diye fırlaması var ya. işte o hissi çok seviyorum ben. sonra da elimde kalan köpüklerle baloncuklar yapmayı. falan.

- benim el yıkamam banyo yapmamdan uzun sürer, çucukluğumdan beri.

4 Şubat 2010

bugün.

bugün portakal sıktım. yeni bir kediyle tanıştım. esnedim. bi şarkı dinledim. gülümsedim. aylardır görmediğim birisini gördüm uzaktan. bi balık deseni çizdim. eski bi fotoğrafa rastladım. gözlerimi kapattım. açtım. yürümedim. uçtum.

1 Şubat 2010

tukağıt.

dünyanın en sıkıcı işi tuvalet kâğıtlarınınkidir herhalde. düşünsenize bütün gün küçücük bir odada bekliyorsunuz. sonra bi adam geliyor işte. bir parçanızı koparıp boklu götüne sürüyor.. ve delik.. işte oradasın.. siktir. eridin bile.

- bazen yaşamımın gidişatıyla ilgili karamsarlığa kapıldığımda, neyse ki tuvalet kâğıdı değilim, diyip derin bir oh çekiyorum.

30 Ocak 2010

kar.

kaç aydır; çok özlediğim 'kestane,kahve,battaniye' keyfini yaşamak için kar yağmasını bekliyorum. bu üçlü kar'la güzel çünkü. sonra çıkar küçük bir kardanadam yaparım belki arkabahçede. sonra tekrar eve gelir bir kahve daha içerim. hiç üşümesem de, ya da her zamanki kadar üşüsem de yeleğimi giyerim, pencereden beyaz sokaklara bakarken. kar diyorum. yağsa ya.

- birisi, kar'ın en güzel onun arkabahçesine yağdığını ve görsem ona hak vereceğimi söyledi. bilmem.

28 Ocak 2010

olmuyor.

çekip gitmek filan değil isteğim. ama bazen diyorum, böyle gözlerimi kapasam ve sadece bulutlar ve balıklar ve martılar ve denizler ve kâğıttan gemiler olsa. unutmak istediklerimi hemen unutsam. sonra devam etsem kaldığım yerden hayata. çok güzel olmaz mı. bazen mesela, bazı an'lar hiç yaşanmasa. bazen ağlamak istiyorum. olmuyor. bazen susmak istiyorum. olmuyor. kötü günler bunlar. çok kötü. hiçbir şey istediğim gibi, olmuyor. kimse bilmiyor.

27 Ocak 2010

mam.

ayaklarım donsa bile, çoraplarımla uyuyamam ben. yürürken telefonla konuşamam. elimi ağzıma sokup ıslık çalamam. ama şarkı söyleyebilirim. paten kullanamam. kağıttan uçak yapamam. ama gemi yapabilirim. bir de, hayatımdan bir insanı çıkarsam bile fotoğraflarını çıkaramam. ço-ok eski bir vesikalığı hâla durur mesela cüzdanımda.

26 Ocak 2010

siyabend.

'bense bi desenden başka bir şey değilim. sen-de-sen-den başka bişiysin.'

25 Ocak 2010

fil.

hayatım bi film olsa mı? benim hayatım film olmazdı ki. olmaz yani. izleseniz sıkılırsınız. ama illa olacaksa, bir andy warhol filmi olabilirdi mesela. o filmi izlerken tuvalete gidebilir, mutfağa gidip buzdolabına bakıp tekrar kapatabilirdiniz. ve geldiğinizde filmden hiçbir şey kaçırmamış olurdunuz. yine de zevkli bi film. ama ben başka bir hayatın filminde önemli bir karakter olmayı çok isterdim. ikinci başrol mesela.

23 Ocak 2010

kreş.

mekdanıldsta falan böyle bazen panolara anaokulu çocuklarının resim çalışmalarını asıyorlar ya. işte geçen bi gittim. panoda çok güzel elişikâğıtlımağıtlı bi resim vardı. dört çocuk birlikte yapmış. sağ üst köşesine de kocaman isimlerini yazmışlar. ben de altına 'melih' yazdım. beşimiz yapmış gibi olduk. amanapiyimlan. ben anaokulundayken pizzacıda sergi vardı çünkü. ve benim resmimi kaybetmişti öğretmen. asılmamıştı. üzülmüştüm. çok. ağlamıştım bile.

20 Ocak 2010

kimse.

bilmez.

17 Ocak 2010

mistik.

benim odamın tavanlambasında böyle dört tane minik ampul var. bir tane de masa lambamda büyük. son dört gündür her gün sırayla birisinin patlaması bence çok mistik. biraz da adice. şimdi sadece tavanlambasında bir ampul kaldı mesela. yarın patlicak diye ödüm kopuyor. mum aldım şimdiden. koydum kenara. ama yine de mistik yani.

14 Ocak 2010

kapa.

gece radyo dinlerken uyuyakaldığımda biri gelip radyoyu kapasa keşke. ya da müzik çalan şeyi işte. teyp. bir de ben yatağa girdikten sonra ışığı kapatsın. ben kendim kapatınca yatağa girene kadar ayağımı yirmiüç kez sağa sola çarpıyorum da. bir de üstüm hep açılır benim. hiç örtülmez. çok deli uyurum. deli böyle.

12 Ocak 2010

mi.

sevmek mi, sevişmek mi.
sevmek. böyle çılgınlar gibi. ama sakin sevmek. sabaha kadar sevmek. her gece sevmek. her sabah yeniden yeniden aynı kişiyi sevmek.

11 Ocak 2010

çocu.

bazı çocukluk sanrıları, yetişkinlerin bulduklarından daha mantıklı oluyor bence. mesela; ben küçükken sadece elini kaldırıp sallamaya üşenenler elveda diyor sanardım. mesela yağmur yağıyorsa eğer, kar da kaarmalı. kar kaarıyor. kocaman yerine çokaman kelimesi çok daha mantıklı yani. di mi.

- bazen işte diyorum. hep çocuk kalsak. filan.

8 Ocak 2010

uyum.

birdenbire ve sessizce birisinin hayatına girmek istiyorum. o hayatın en önemli insanı olmadan. sonra o biri'yle saçma şeyler paylaşmak, bazen de ona şarkı söylemek istiyorum. mükemmel bir uyum yakalamak istiyorum. bu kadar. mesela kolkola yürürken hiç dengemiz bozulmadan. tek başıma yürürken nasılsa. o kolumdayken de öyle yürümek. ya da bir şemsiyenin altında iki kişi hiç sorun yaşamadan yürümek. bunu istiyorum. sadece.

22 Aralık 2009

hırsızım.

bugün süpermarkete gidip üç adet ikibuçuklitrelik pepsi kapağı çaldım. türksel kontör kampanyası var ya. onun için. kapakları açarken böyle gürültülü bir şekilde öksürdüm filan. cebimde de eski kola kapakları vardı, açtığım kolaları onlarla kapattım. o kadar da kötü değilim yani.

- bunu sırf sedasayan'a gıcık olduğum için yaptım. muhtemelen bunu okuyunca çok üzülcek.

15 Aralık 2009

flume.

sonbahar sanıyorum hâla. öyle şarkılar dinliyor; mont giymeden, hırkayla dışarı çıkmak istiyorum. yapraklarla kovalamaca oynuyorum. falan. ve bunun hiçbir melankolik anlamı yok.

9 Aralık 2009

gökyüzü.

sözde kalabalıklardan, taş binalardan ve diğer yığınlardan fırsat bulup da gökyüzüne bakmayalı gündüzleri; o kadar olmuş ki. hep geceleri -yıldızolsadaolmasada- odamın camından gökyüzüne bakarım ben. her gece böyle. ama gündüzleri bakmayalı uzun zaman olmuş. dedim ya. bugün otobüsle eve gelirken sadece gökyüzüne baktım yol boyunca. sonra, sonra yeryüzüne döndüğümde üç durak geçmiştik ineceğim yeri.

- insanın, yaşadığı şehrin gökyüzünü tanımaması ne fena.

1 Aralık 2009

sen kim.

sana, c.süreya'nın;

"herkes az buçuk sarhoş
herkes bir şeyler söylüyor
ama yalnız ikimizin sözcükleri
sarmaşdolaş"


dizelerini okuyamadığım için ne kadar üzgün olduğumu bilemezsin.

29 Kasım 2009

miyav.

bugün bi kediyle tanıştım işte. ismi miyavmış. öyle dedi. çok tatlıydı lan. öyle böyle değil. aldım kucağıma, okşadım, mıncırdım, yaladı beni falan, patilerini ıslak mendille sildim sonra. sonra arkadaşım kızdı, bırak artık gitcez dedi. bıraktım yere. ellerimi ıslak mendille sildim bu arada. tam kırkdakika boyunca beni takibetti kedi. çok duygulandım lan. sonra ben bi kafeye girince pes etti. bıraktı peşimi.

- hayatımda ilk defa; çok sevdiğim bir şey, beni çok sevdi.

28 Kasım 2009

hıçkırık.

benim en çok sinirlendiğim anlar, hıçkırıkla boğuştuğum anlardır. beni hayatta hiçkimse ve hiçbir şey bu kadar çok sinirlendiremez hatta. kafayı yiyorum lan böyle. boğazıma iğrenç bir sıvı geliyor. iç sarsıntılardan başım ağrımaya başlıyor. sırtım terliyor. intihar edesim geliyor lan.

- şu anda tam yirmiüç dakikadır hiç durmadan hıçkırdığım için oturdum ağlıyorum. hem de hıçkıra hıçkıra ağlıyorum. o derece. ve çok sinirliyim.

24 Kasım 2009

resif.

benim gözümde, bir insanda olması gereken en önemli özellik samimiyet. tam doğru kelime bu değil, ama ilk akla geleni. mesela; sırf bana şirin gözükmek için sevdiğim şeyleri seviyormuş gibi yapanlar, her söylediğime onay verenler uzak dursun benden. bir de 'sürekli kendisini kötüleyerek karşısındakinden iltifat bekleyen tipler' var. onlara da baya tavım ha.

- aslında agresif değilim. bu kelimeyi de hiç sevmem.

17 Kasım 2009

mandilim.

ben var ya; mandalina dilimini alıyorum şimdi. onun üst ortasından ısırıyorum. böylece zarımsı yapıyı kesmiş oluyorum bir nevi. sonra o zarı dişimle önce sağ yandan sonra sol yandan ayırıyorum ve yiyorum. sonra da mandalinanın içinde kalan pütürlü, sulu ve yumuşak kısmını böyle dişimle kazıya kazıya, yavaş yavaş yiyorum. çok zevkli oluyor.

13 Kasım 2009

sapığım.

böyle bazı insanlar var. mevsimsel bir güzellikleri oluyor. kimisi sonbahar güzeli mesela. kimisi ilkbahar. bazıları yaz. bir de rengarenk ama mat tonlarda atkı takan kış güzelleri var. hah işte ben onlara aşığım. kış güzellerine. şıpsevdi değilim. lafın gelişi aşığım.

- uzun hırka giymiş, elinde sümüklü bir mendille burnunu silmekten kızartmış, gözleri dolmuş kadınları çok çekici bulurum.

5 Kasım 2009

fişbook.

böyle bazı fişlere faturalara filan kasiyer isimlerini yazıyorlar ya. onun neden olduğunu hiç anlamadım. geçenlerde cebimde, baya eskiden dienar'dan aldığım bir kitaba -fahrenheit 451- ait fişi buldum ve üstünde yazan kasiyer ismini feysbuktan arattım. sonra da 'merhaba, ben bi kere sizden kitap almıştım' diye mesaj attım. cevap yazmadı.

- bazen canım sıkılıyor, hasta oluyorum, geçiyor.

2 Kasım 2009

bağ'lan.

kolay bağlanıyorum, evet. ama insanlardan daha çok; nesnelere, kitaplara, sokaklara, şarkılara bağlanıyorum ben. ya da sadece bir gülümsemeye, sevdiğim kişinin saçındaki herhangi bir kıvrıma. yağmurlu gecelerde odamın camından sokağa baktığım zaman gözüken karşıdaki sokak lambasının hemen altında toplanan su birikintisine mesela. chat noir defterime. ilk mızıkama. yastığıma. sevdiğim insanların seslerine. insanlara bağlanıyor muyum, bilmiyorum.

28 Ekim 2009

britney.

ben bi kere, on yaşındayken mesela, britney spears kafası posteriyle öpüşmüştüm. duvara asmıştım böyle, dudağı dudağımın hizasına gelecek şekilde. sonra öpmüştüm işte. sonra söküp attım posteri hemen. şimdi çok pişmanım. geçmişe yönelik en büyük pişmanlığım bu. keşke öpmeseydim.

26 Ekim 2009

plakomik.

bi arkadaşım şey demişti bi kere: 'platonik aşk çok saçma bişey ha. komik yani. düşünsene adı bile komik. platonik. böyle. komik işte.'
haklı bazen. düşünsene.

23 Ekim 2009

nasıl.

biri bana nasıl olduğumu sormazsa, nasıl olduğumu hiç düşünmüyorum biliyor musunuz. zaten çok az kişi soruyor 'nasılsın' diye. az önce biri sordu da mesela, düşündüm. kötüyüm. çok kötüyüm.

- nasılsın.

19 Ekim 2009

yalnızpazar.

yalnız olsan da; yağlı saçlarla bütün gün evde oturup, krep ve nutella eşliğinde kahvaltı yapmak, beş-altı kupa kahve tüketmek, çorap giymemek ama yelek giymek, gazetelerin sadece pazar eklerini okumak, müzik dinlemek, öğlen ve akşam yemeği yememek, hayatla her zamankinden daha çok dalga geçmek, hergün küfrettiğiniz karasineğe bile sırf o günün hatrına kızmamak.. en sevdiğim gün pazar. hayatı daha çok seviyorum ama.

16 Ekim 2009

rüyayıp.

dün gece tam dört kişi rüyasında beni görmüş. hiç aynı anda bu kadar çok kişi tarafından rüyalarda görülmemiştim. birisinde fasulye ayıklıyormuşum. birisinde kafamı kazıtmışım. üçüncüde ölmüşüm. dördüncüyü anlatamam valla. çok ayıp.

15 Ekim 2009

blup.

hayatın bazı hareketleri hiç hoşuma gitmiyor. mesela yorganın her fırsatta intihar etmeye çalışması çok adice. düşünsenize gününüzün üçtebirini geçirdiğiniz birisi sizin yanınızdayken hep intihar etmeye çalışıyor falan. bir de bugün kulağıma su tıkanmıştı. saatlerce kafamı salladım çıksın diye. çıkmadı. akşam evde kulaklıkla müzik dinleyerek uzanayım dedim. bir 'blup' sesiyle kulağımdaki su kulaklığa boşaldı. yazık değil mi lan bana. peki ya kulaklığa. bence yazık.

14 Ekim 2009

p'lan.

benim, aklıma gelen değişik aktiviteler için yaptığim planlar hep iki
kişilik olur. ve ne yazık ki benimle birlikte o planları
gerçekleştirebilecek kimse yok. benden bitandağa olsa çok eğlenirdik
lan.

12 Ekim 2009

bokapı.

bizim apartman kapısı normalde kapanırken çok ses çıkarır. şiddetli çarpar bırakırsanız. dün eve girerken sinirliydim ve apartman kapısını çarparak çok daha fazla ses çıkartmak istedim. oldukça hızlı bir biçimde ittim kapıyı. yavaşladı yavaşladı. çok az ses çıkararak kapandı. bu nasıl mekanizma lan. bu nasıl dünya.

9 Ekim 2009

asiz.

bazen hiç beklemediğim insanların burayı okuduğunu öğreniyorum. çok şaşırıyorum. insanların burayı neden okuduğunu da anlamıyorum. neden yazdığımı bir daha söyleyeyim. buraya yazdıklarımı birine söylemeye kalksam herkes bana salak diyor, saçmalama diyor. ya da hiç dinlemiyor. ben de bütün kaygılarımdan arınmış bir biçimde ilkokul seviyesi cümlelerle buraya yazıyorum kafamın içini. rahatlıyorum. aslında önce bi deftere yazıyorum. sonra buraya geçiriyorum. buraya yazınca kıymete biniyor da.

- bassız müzik, gazsız kolaya benzer.

8 Ekim 2009

ıntıal.

'bu, ömür boyu sahip olduğum altıyüzkırkbirinci balık. tanrı'nın yarattığı başka bir canlıya bakmayı ve sevmeyi öğrenmem için ailem yıllar önce ilk balığımı almıştı. sahip olduğum altıyüzkırk balıktan sonra öğrendiğim tek şey, insanın sevdiği her şeyin bir gün öleceği oldu. o özel kişiyle karşılaştığını sandığın ilk anda, onun bir gün gideceğine emin olabilirsin.'

gösteri peygamberi - c. palahniuk.


- hadi şimdi okuyan herkes üstüne alınsın. çok zevkli olur ha.

1 Ekim 2009

günlam.

her güne özel anlamlar yüklerim ben. pazar günleri kahve gazete günüdür mesela. coffee on a sunday. cumartesi günleri bob marley. pazartesi zeki müren günü. salı gülümsemek için en ideal gün. cuma günleri allah allah. aklfsnajgnds. şaka. cuma günleri yalnız yürüyüşlere özeldir. çarşamba günleri yüzmeye gidilir. fit olunur. perşembe günümü anlamlandıracak bir şey - bir kişi istiyorum. evet.

- en sevmediğim gün pazartesidir. sonra salı. sonra çarşamba. filan. böyle gider bu. ama bunun o günlerin anlamıyla hiçbir ilgisi yok. cidden.

30 Eylül 2009

urak.

bazen canım yatak dışında bir yerde uyumak istiyor. geçen gece işte yolun karşısındaki otobüs durağına gittim. ışıl ışıldı böyle. ströer şehir mobilyaları filan. büyükşehir belediyesi. evet. sabaha kadar orada oturacaktım. 4'e kadar oturdum. sonra sıkıldım. eve geldim. geceleri otobüs durakları soğuk oluyor bi de. bazen salağım.

28 Eylül 2009

ğer.

şu güne kadar toplam iki kişinin hayatından tamamen çıktım. birisi en az değer verdiğim, birisi en çok değer verdiğim insandı. ikisi de hak etmediğim şeyler söyledi bana. hem de hiç. hayat böyle acımasız. ikisinde de sustum sadece.

27 Eylül 2009

kadınlar.

bugün kardeşimi g-force isimli bir animasyona götürdüm. filmde, dişi fare ve erkek fare arasında geçen, kahkahalara boğulmama neden olan harika diyalogu paylaşmadan edemicem.

erkek: ben seni seviyorum.
dişi: hiç şansın yok. çünkü ben x'ten hoşlanıyorum.
erkek: oha, neden ki?
dişi: çünkü bana karşı çok ilgisiz. benimle hiç ilgilenmiyor.

25 Eylül 2009

aburcubur.

patos critos mudur nedir. böyle üç boyutlu olan. heh işte onu yiyen herkes en az bir defa oradaki boşluğa dilini sokmuştur bence. bir de eti pufların kabının kenarlarını ne diye o kadar sivri yapıyorlar lan. her seferinde elime batıyor.

- internetim yok. özlüyorum burayı.

19 Eylül 2009

ritmadım.

yürüyüşümün normalde düzgün olmasına rağmen bazen özürlü gibi yürümemin tek nedeni, o an müzik çalardan dinlediğim veya içimden mırıldandığım şarkının ritmiyle ayaklarımı uydurmaya çalışmamdır.

13 Eylül 2009

kabuk.

ben elmanın en çok kabuğunu severim. kabak çekirdeğinin de öyle. kabuğuyla beraber yerim böyle. hem bağırsaklara da iyi geliyormuş. en sevdiğim kitaplardan birisi de kabuk adam'dır mesela. sonra canım sıkkınken kabuğuma çekilirim genelde, içimdekileri insanlarla pek paylaşmam. ismi kabuk olan bi balığım var. bi kere de muz kabuğuna basmıştım. ama düşmedim. zaten sırf acaba düşülüyo mu gerçekten diyerek basmıştım. kabuklarla aramda özel bir bağ var. bi de şey, kabuk bağlayan yaraları hep soyarım ben yeniden yara yaparım. sonra tekrar. böyle sürer gider bu.

- yani bende bir yara açarsanız, ömür boyu kalır. ben size diyim.

10 Eylül 2009

rol su.

bugün, henüz yeni tanıştığım birisi bana birden bire dönüp; 'sen rol yapıyorsun' dedi. şaşırdım. nasıl yani dedim. ne rolü. 'böyle değilsin aslında, biliyorum.' dedi. nasıl değilim lan dedim. hem sürekli rol yapsam çok yorucu olmaz mıydı düşünsene dedim. 'bu kadar iyi olamazsın ama başka türlü.' dedi. çok duygulandım lan. hem de çok. sonra gözlerim dolu dolu kıza baktım ve uzaklaştım oradan.

8 Eylül 2009

kıyadres.

en sevmediğim insan tipi 'dinlemeyen'dir. eğer bi insanın beni dinlemediğini fark edersem bi canavara dönüşebilirim. mesela bugün bir kadın bana bir yerin adresini sordu. ben de anlattım güzel güzel. sonra, 'pardon tekrar söyler misiniz?' dedi. çünkü ben anlatırken kıyafetlerimi inceliyordu gözleriyle. ben de sinirlendim, tam ters yolu gösterip oradan gitmesini söyledim. sonra da yalan bir gülümseme atarak 'iyi günler' dedim.

7 Eylül 2009

kalem.

bu yaşıma gelmeme, herkesin özgün ve okunaklı bir yazı tipim olduğunu söylemesine rağmen, kalem tutuşumu eleştiren insanları anlamıyorum. ama onun dışında birçok insanı anlıyorum. onlar beni anlamıyor, olsun. çünkü dinlemiyorlar.

5 Eylül 2009

bazen.

'canım sıkılıyor. yüreğim de..'

4 Eylül 2009

üç.

küçükken ettiğim tek bir dua vardı. 'allaam nolur, üçüncü dünya savaşı olmasın.' şimdiki çocuklarsa siyaset meydanı'nda ırkçı söylemlerle ve ailelerinden duydukları klişe sözlerle kürt açılmını tartışıyor. korkunç değil mi sizce de? ben susuyorum ne güzel. daha zevkli. savaşma seviş felsefemin temeli de küçükken ettiğim o duaya dayanıyor işte. ne temiz kalbim var ama. baksanıza. hala olmadı yeni dünya savaşı.

2 Eylül 2009

roşür.

bugün sokaktaki bir vodafone standından aldığım broşürü yüz metre ilerdeki türksel standına bırakıp kaçtım. böyle sapık zevklerim var, evet. bazen de şey yapıyorum; sokakta broşür dağıtan adamların önünden birkaç defa geçip dağıttıkları şeylerden birkaç tane alıyorum. sonra da onları oralardan geçen diğer insanlara veriyorum hiç okumadan. çok zevkli di mi.

31 Ağustos 2009

emperyalist musluk.

küçükken kakası bittikten sonra altını silmesi için "anneaaağ bittiğ." diye bağıran çocukların hiçbirisi -kiyenineslintamamıneredeyse- büyüdüklerinde taharet musluğu kullanmıyordur bence. alışmışlar bi' kere kolaya. kendimden biliyorum yani. ama bunlar hep batının oyunları ben size diyim. asimile ediyorlar bizi. boku yedik. mecazi anlamda. yok zaten avrupada taharet musluğu. dayıma sordum.

27 Ağustos 2009

kaansör.

benim asansör korkum var mesela. bildiğin fobi. ödüm kopar. ama bazen canım sıkılınca biniyorum işte. belki kalırım, altıma kaçırırım heyecan olur filan diye. yok olmuyor. bi arkadaşım der ki:

- ölmek kolay iş, boğulmak fena.

24 Ağustos 2009

zaman.

öğlen, 'kim uğraşacak' diye düşündüğü için ve etrafa 'rezil' olmamak için günde dört vakit namaz kılan birini tanıyorum. ben olsam onun diğer dört vaktini de saymazdım yani.

- zaman ne garip şey, tersten okununca namaz oluyor.

23 Ağustos 2009

ac.

ben acıktığımı hissedemiyorum. gerçekten. abartı değil yani. ancak çok acıkınca midem bulanıyor öyle anlıyorum. sonra da o bulantıyla canım yemek yemek istemiyor. ben de uyuyorum acıkınca. uyanınca geçiyor.

20 Ağustos 2009

ortastop.

oha. ne zamandır buraya bir şey yazmıyorum ha. aynı zamanda ne zamandır toplu taşıma araçlarına da binmiyorum. hep otostopla gidiyorum. çok zevkli ha. böyle sağ elimin başparmağı filan. zaten parmaklarım güzeldir. bi' orta parmağım yamuk biraz. hareket çekince çokomik oluyor. isterseniz bi' gün çekerim.

12 Ağustos 2009

neyse.

hep ikinci insan olmaktan bıktım. kimse için ilk sırada değilim, biliyor musunuz? yalnız olduğumu iddia etmiyorum. bir sürü arkadaşım var. onları çoğu zaman seviyorum, evet. ama hiçbirisi için ilk sırada değilim. biliyorum. dürüst olalım şimdi. arama kaydında ilk kişiye bir şey olmadıkça kimse aramaz mesela beni. gibi. ne acı di mi.

- neyse ki, dedemin ilk torunuyum.

10 Ağustos 2009

pırt.

bir insanı bir konuda meraklandırdıktan sonra merakını gidermemek; ısıttığın sütün cezve kapasitesinden mütevellit bardağı doldurmamasına ve kalanını doldurmak için üşenip, yeniden süt ısıtmak yerine soğuk süt doldurmaya, ve böylece ısıtılmış sütün hiç bir anlamının kalmamasına benzer.

6 Ağustos 2009

i-ne.

bir gerilim filminde olabilecek en iğrenç sahneleri izleyebilirim. en cani, en vahşi anları. gerçekte de. hem de hiçbir gariplik hissetmeden. hatta zevk alarak. ama bir insana iğne yapıldığını görmeye dayanamıyorum. filmlerde filan öyle iğneli sahneler çıkınca gözümü kapatıyorum. basit bir aşı olsa bile. oysa iğneden korkan bir insan da değilim. sorun yok yani, yapabilirler bana. işin tuhaf yanı, bu durum sadece iğneye mahsus. koluma dikiş atılırken izledim mesela.

5 Ağustos 2009

payl aşımı.

bir insanın hayatımdan bir anda gitmesinden çok yaşanmışlıklarımızın, paylaştıklarımızın bir anda yok olduğunu görmek acı verir bana. hatta en çok bu acı verir.

3 Ağustos 2009

kahvarı.

en sevdiğim içecekler listesinde kahve ilk beşe girer. en sevmediğim hayvanlar listesinde arı ilk beşe girer. kahveyi yakınca arıların oraya yaklaşmadığını öğrendim dün. içim ne kadar temiz di mi. bildiğin toz kahveyi tutuşturuyormuşsun işte, tütsü gibi yanıyor yavaş yavaş. çoilginç.

2 Ağustos 2009

dondırmak.

pastanede dondurma isterken 'çikolatalı' diyen birinin olabileceğini hiç düşünmezdim. herkes kakaolu diyor sanıyordum. çikolatalı daha samimi. ve bunu söyleyen benim arkadaşım. nağber.