29 Kasım 2009

miyav.

bugün bi kediyle tanıştım işte. ismi miyavmış. öyle dedi. çok tatlıydı lan. öyle böyle değil. aldım kucağıma, okşadım, mıncırdım, yaladı beni falan, patilerini ıslak mendille sildim sonra. sonra arkadaşım kızdı, bırak artık gitcez dedi. bıraktım yere. ellerimi ıslak mendille sildim bu arada. tam kırkdakika boyunca beni takibetti kedi. çok duygulandım lan. sonra ben bi kafeye girince pes etti. bıraktı peşimi.

- hayatımda ilk defa; çok sevdiğim bir şey, beni çok sevdi.

28 Kasım 2009

hıçkırık.

benim en çok sinirlendiğim anlar, hıçkırıkla boğuştuğum anlardır. beni hayatta hiçkimse ve hiçbir şey bu kadar çok sinirlendiremez hatta. kafayı yiyorum lan böyle. boğazıma iğrenç bir sıvı geliyor. iç sarsıntılardan başım ağrımaya başlıyor. sırtım terliyor. intihar edesim geliyor lan.

- şu anda tam yirmiüç dakikadır hiç durmadan hıçkırdığım için oturdum ağlıyorum. hem de hıçkıra hıçkıra ağlıyorum. o derece. ve çok sinirliyim.

24 Kasım 2009

resif.

benim gözümde, bir insanda olması gereken en önemli özellik samimiyet. tam doğru kelime bu değil, ama ilk akla geleni. mesela; sırf bana şirin gözükmek için sevdiğim şeyleri seviyormuş gibi yapanlar, her söylediğime onay verenler uzak dursun benden. bir de 'sürekli kendisini kötüleyerek karşısındakinden iltifat bekleyen tipler' var. onlara da baya tavım ha.

- aslında agresif değilim. bu kelimeyi de hiç sevmem.

17 Kasım 2009

mandilim.

ben var ya; mandalina dilimini alıyorum şimdi. onun üst ortasından ısırıyorum. böylece zarımsı yapıyı kesmiş oluyorum bir nevi. sonra o zarı dişimle önce sağ yandan sonra sol yandan ayırıyorum ve yiyorum. sonra da mandalinanın içinde kalan pütürlü, sulu ve yumuşak kısmını böyle dişimle kazıya kazıya, yavaş yavaş yiyorum. çok zevkli oluyor.

13 Kasım 2009

sapığım.

böyle bazı insanlar var. mevsimsel bir güzellikleri oluyor. kimisi sonbahar güzeli mesela. kimisi ilkbahar. bazıları yaz. bir de rengarenk ama mat tonlarda atkı takan kış güzelleri var. hah işte ben onlara aşığım. kış güzellerine. şıpsevdi değilim. lafın gelişi aşığım.

- uzun hırka giymiş, elinde sümüklü bir mendille burnunu silmekten kızartmış, gözleri dolmuş kadınları çok çekici bulurum.

5 Kasım 2009

fişbook.

böyle bazı fişlere faturalara filan kasiyer isimlerini yazıyorlar ya. onun neden olduğunu hiç anlamadım. geçenlerde cebimde, baya eskiden dienar'dan aldığım bir kitaba -fahrenheit 451- ait fişi buldum ve üstünde yazan kasiyer ismini feysbuktan arattım. sonra da 'merhaba, ben bi kere sizden kitap almıştım' diye mesaj attım. cevap yazmadı.

- bazen canım sıkılıyor, hasta oluyorum, geçiyor.

2 Kasım 2009

bağ'lan.

kolay bağlanıyorum, evet. ama insanlardan daha çok; nesnelere, kitaplara, sokaklara, şarkılara bağlanıyorum ben. ya da sadece bir gülümsemeye, sevdiğim kişinin saçındaki herhangi bir kıvrıma. yağmurlu gecelerde odamın camından sokağa baktığım zaman gözüken karşıdaki sokak lambasının hemen altında toplanan su birikintisine mesela. chat noir defterime. ilk mızıkama. yastığıma. sevdiğim insanların seslerine. insanlara bağlanıyor muyum, bilmiyorum.

28 Ekim 2009

britney.

ben bi kere, on yaşındayken mesela, britney spears kafası posteriyle öpüşmüştüm. duvara asmıştım böyle, dudağı dudağımın hizasına gelecek şekilde. sonra öpmüştüm işte. sonra söküp attım posteri hemen. şimdi çok pişmanım. geçmişe yönelik en büyük pişmanlığım bu. keşke öpmeseydim.

26 Ekim 2009

plakomik.

bi arkadaşım şey demişti bi kere: 'platonik aşk çok saçma bişey ha. komik yani. düşünsene adı bile komik. platonik. böyle. komik işte.'
haklı bazen. düşünsene.

23 Ekim 2009

nasıl.

biri bana nasıl olduğumu sormazsa, nasıl olduğumu hiç düşünmüyorum biliyor musunuz. zaten çok az kişi soruyor 'nasılsın' diye. az önce biri sordu da mesela, düşündüm. kötüyüm. çok kötüyüm.

- nasılsın.

19 Ekim 2009

yalnızpazar.

yalnız olsan da; yağlı saçlarla bütün gün evde oturup, krep ve nutella eşliğinde kahvaltı yapmak, beş-altı kupa kahve tüketmek, çorap giymemek ama yelek giymek, gazetelerin sadece pazar eklerini okumak, müzik dinlemek, öğlen ve akşam yemeği yememek, hayatla her zamankinden daha çok dalga geçmek, hergün küfrettiğiniz karasineğe bile sırf o günün hatrına kızmamak.. en sevdiğim gün pazar. hayatı daha çok seviyorum ama.

16 Ekim 2009

rüyayıp.

dün gece tam dört kişi rüyasında beni görmüş. hiç aynı anda bu kadar çok kişi tarafından rüyalarda görülmemiştim. birisinde fasulye ayıklıyormuşum. birisinde kafamı kazıtmışım. üçüncüde ölmüşüm. dördüncüyü anlatamam valla. çok ayıp.

15 Ekim 2009

blup.

hayatın bazı hareketleri hiç hoşuma gitmiyor. mesela yorganın her fırsatta intihar etmeye çalışması çok adice. düşünsenize gününüzün üçtebirini geçirdiğiniz birisi sizin yanınızdayken hep intihar etmeye çalışıyor falan. bir de bugün kulağıma su tıkanmıştı. saatlerce kafamı salladım çıksın diye. çıkmadı. akşam evde kulaklıkla müzik dinleyerek uzanayım dedim. bir 'blup' sesiyle kulağımdaki su kulaklığa boşaldı. yazık değil mi lan bana. peki ya kulaklığa. bence yazık.

14 Ekim 2009

p'lan.

benim, aklıma gelen değişik aktiviteler için yaptığim planlar hep iki
kişilik olur. ve ne yazık ki benimle birlikte o planları
gerçekleştirebilecek kimse yok. benden bitandağa olsa çok eğlenirdik
lan.

12 Ekim 2009

bokapı.

bizim apartman kapısı normalde kapanırken çok ses çıkarır. şiddetli çarpar bırakırsanız. dün eve girerken sinirliydim ve apartman kapısını çarparak çok daha fazla ses çıkartmak istedim. oldukça hızlı bir biçimde ittim kapıyı. yavaşladı yavaşladı. çok az ses çıkararak kapandı. bu nasıl mekanizma lan. bu nasıl dünya.

9 Ekim 2009

asiz.

bazen hiç beklemediğim insanların burayı okuduğunu öğreniyorum. çok şaşırıyorum. insanların burayı neden okuduğunu da anlamıyorum. neden yazdığımı bir daha söyleyeyim. buraya yazdıklarımı birine söylemeye kalksam herkes bana salak diyor, saçmalama diyor. ya da hiç dinlemiyor. ben de bütün kaygılarımdan arınmış bir biçimde ilkokul seviyesi cümlelerle buraya yazıyorum kafamın içini. rahatlıyorum. aslında önce bi deftere yazıyorum. sonra buraya geçiriyorum. buraya yazınca kıymete biniyor da.

- bassız müzik, gazsız kolaya benzer.

8 Ekim 2009

ıntıal.

'bu, ömür boyu sahip olduğum altıyüzkırkbirinci balık. tanrı'nın yarattığı başka bir canlıya bakmayı ve sevmeyi öğrenmem için ailem yıllar önce ilk balığımı almıştı. sahip olduğum altıyüzkırk balıktan sonra öğrendiğim tek şey, insanın sevdiği her şeyin bir gün öleceği oldu. o özel kişiyle karşılaştığını sandığın ilk anda, onun bir gün gideceğine emin olabilirsin.'

gösteri peygamberi - c. palahniuk.


- hadi şimdi okuyan herkes üstüne alınsın. çok zevkli olur ha.

1 Ekim 2009

günlam.

her güne özel anlamlar yüklerim ben. pazar günleri kahve gazete günüdür mesela. coffee on a sunday. cumartesi günleri bob marley. pazartesi zeki müren günü. salı gülümsemek için en ideal gün. cuma günleri allah allah. aklfsnajgnds. şaka. cuma günleri yalnız yürüyüşlere özeldir. çarşamba günleri yüzmeye gidilir. fit olunur. perşembe günümü anlamlandıracak bir şey - bir kişi istiyorum. evet.

- en sevmediğim gün pazartesidir. sonra salı. sonra çarşamba. filan. böyle gider bu. ama bunun o günlerin anlamıyla hiçbir ilgisi yok. cidden.

30 Eylül 2009

urak.

bazen canım yatak dışında bir yerde uyumak istiyor. geçen gece işte yolun karşısındaki otobüs durağına gittim. ışıl ışıldı böyle. ströer şehir mobilyaları filan. büyükşehir belediyesi. evet. sabaha kadar orada oturacaktım. 4'e kadar oturdum. sonra sıkıldım. eve geldim. geceleri otobüs durakları soğuk oluyor bi de. bazen salağım.

28 Eylül 2009

ğer.

şu güne kadar toplam iki kişinin hayatından tamamen çıktım. birisi en az değer verdiğim, birisi en çok değer verdiğim insandı. ikisi de hak etmediğim şeyler söyledi bana. hem de hiç. hayat böyle acımasız. ikisinde de sustum sadece.

27 Eylül 2009

kadınlar.

bugün kardeşimi g-force isimli bir animasyona götürdüm. filmde, dişi fare ve erkek fare arasında geçen, kahkahalara boğulmama neden olan harika diyalogu paylaşmadan edemicem.

erkek: ben seni seviyorum.
dişi: hiç şansın yok. çünkü ben x'ten hoşlanıyorum.
erkek: oha, neden ki?
dişi: çünkü bana karşı çok ilgisiz. benimle hiç ilgilenmiyor.

25 Eylül 2009

aburcubur.

patos critos mudur nedir. böyle üç boyutlu olan. heh işte onu yiyen herkes en az bir defa oradaki boşluğa dilini sokmuştur bence. bir de eti pufların kabının kenarlarını ne diye o kadar sivri yapıyorlar lan. her seferinde elime batıyor.

- internetim yok. özlüyorum burayı.

19 Eylül 2009

ritmadım.

yürüyüşümün normalde düzgün olmasına rağmen bazen özürlü gibi yürümemin tek nedeni, o an müzik çalardan dinlediğim veya içimden mırıldandığım şarkının ritmiyle ayaklarımı uydurmaya çalışmamdır.

13 Eylül 2009

kabuk.

ben elmanın en çok kabuğunu severim. kabak çekirdeğinin de öyle. kabuğuyla beraber yerim böyle. hem bağırsaklara da iyi geliyormuş. en sevdiğim kitaplardan birisi de kabuk adam'dır mesela. sonra canım sıkkınken kabuğuma çekilirim genelde, içimdekileri insanlarla pek paylaşmam. ismi kabuk olan bi balığım var. bi kere de muz kabuğuna basmıştım. ama düşmedim. zaten sırf acaba düşülüyo mu gerçekten diyerek basmıştım. kabuklarla aramda özel bir bağ var. bi de şey, kabuk bağlayan yaraları hep soyarım ben yeniden yara yaparım. sonra tekrar. böyle sürer gider bu.

- yani bende bir yara açarsanız, ömür boyu kalır. ben size diyim.

10 Eylül 2009

rol su.

bugün, henüz yeni tanıştığım birisi bana birden bire dönüp; 'sen rol yapıyorsun' dedi. şaşırdım. nasıl yani dedim. ne rolü. 'böyle değilsin aslında, biliyorum.' dedi. nasıl değilim lan dedim. hem sürekli rol yapsam çok yorucu olmaz mıydı düşünsene dedim. 'bu kadar iyi olamazsın ama başka türlü.' dedi. çok duygulandım lan. hem de çok. sonra gözlerim dolu dolu kıza baktım ve uzaklaştım oradan.

8 Eylül 2009

kıyadres.

en sevmediğim insan tipi 'dinlemeyen'dir. eğer bi insanın beni dinlemediğini fark edersem bi canavara dönüşebilirim. mesela bugün bir kadın bana bir yerin adresini sordu. ben de anlattım güzel güzel. sonra, 'pardon tekrar söyler misiniz?' dedi. çünkü ben anlatırken kıyafetlerimi inceliyordu gözleriyle. ben de sinirlendim, tam ters yolu gösterip oradan gitmesini söyledim. sonra da yalan bir gülümseme atarak 'iyi günler' dedim.

7 Eylül 2009

kalem.

bu yaşıma gelmeme, herkesin özgün ve okunaklı bir yazı tipim olduğunu söylemesine rağmen, kalem tutuşumu eleştiren insanları anlamıyorum. ama onun dışında birçok insanı anlıyorum. onlar beni anlamıyor, olsun. çünkü dinlemiyorlar.

5 Eylül 2009

bazen.

'canım sıkılıyor. yüreğim de..'

4 Eylül 2009

üç.

küçükken ettiğim tek bir dua vardı. 'allaam nolur, üçüncü dünya savaşı olmasın.' şimdiki çocuklarsa siyaset meydanı'nda ırkçı söylemlerle ve ailelerinden duydukları klişe sözlerle kürt açılmını tartışıyor. korkunç değil mi sizce de? ben susuyorum ne güzel. daha zevkli. savaşma seviş felsefemin temeli de küçükken ettiğim o duaya dayanıyor işte. ne temiz kalbim var ama. baksanıza. hala olmadı yeni dünya savaşı.

2 Eylül 2009

roşür.

bugün sokaktaki bir vodafone standından aldığım broşürü yüz metre ilerdeki türksel standına bırakıp kaçtım. böyle sapık zevklerim var, evet. bazen de şey yapıyorum; sokakta broşür dağıtan adamların önünden birkaç defa geçip dağıttıkları şeylerden birkaç tane alıyorum. sonra da onları oralardan geçen diğer insanlara veriyorum hiç okumadan. çok zevkli di mi.

31 Ağustos 2009

emperyalist musluk.

küçükken kakası bittikten sonra altını silmesi için "anneaaağ bittiğ." diye bağıran çocukların hiçbirisi -kiyenineslintamamıneredeyse- büyüdüklerinde taharet musluğu kullanmıyordur bence. alışmışlar bi' kere kolaya. kendimden biliyorum yani. ama bunlar hep batının oyunları ben size diyim. asimile ediyorlar bizi. boku yedik. mecazi anlamda. yok zaten avrupada taharet musluğu. dayıma sordum.

27 Ağustos 2009

kaansör.

benim asansör korkum var mesela. bildiğin fobi. ödüm kopar. ama bazen canım sıkılınca biniyorum işte. belki kalırım, altıma kaçırırım heyecan olur filan diye. yok olmuyor. bi arkadaşım der ki:

- ölmek kolay iş, boğulmak fena.

24 Ağustos 2009

zaman.

öğlen, 'kim uğraşacak' diye düşündüğü için ve etrafa 'rezil' olmamak için günde dört vakit namaz kılan birini tanıyorum. ben olsam onun diğer dört vaktini de saymazdım yani.

- zaman ne garip şey, tersten okununca namaz oluyor.

23 Ağustos 2009

ac.

ben acıktığımı hissedemiyorum. gerçekten. abartı değil yani. ancak çok acıkınca midem bulanıyor öyle anlıyorum. sonra da o bulantıyla canım yemek yemek istemiyor. ben de uyuyorum acıkınca. uyanınca geçiyor.

20 Ağustos 2009

ortastop.

oha. ne zamandır buraya bir şey yazmıyorum ha. aynı zamanda ne zamandır toplu taşıma araçlarına da binmiyorum. hep otostopla gidiyorum. çok zevkli ha. böyle sağ elimin başparmağı filan. zaten parmaklarım güzeldir. bi' orta parmağım yamuk biraz. hareket çekince çokomik oluyor. isterseniz bi' gün çekerim.

12 Ağustos 2009

neyse.

hep ikinci insan olmaktan bıktım. kimse için ilk sırada değilim, biliyor musunuz? yalnız olduğumu iddia etmiyorum. bir sürü arkadaşım var. onları çoğu zaman seviyorum, evet. ama hiçbirisi için ilk sırada değilim. biliyorum. dürüst olalım şimdi. arama kaydında ilk kişiye bir şey olmadıkça kimse aramaz mesela beni. gibi. ne acı di mi.

- neyse ki, dedemin ilk torunuyum.

10 Ağustos 2009

pırt.

bir insanı bir konuda meraklandırdıktan sonra merakını gidermemek; ısıttığın sütün cezve kapasitesinden mütevellit bardağı doldurmamasına ve kalanını doldurmak için üşenip, yeniden süt ısıtmak yerine soğuk süt doldurmaya, ve böylece ısıtılmış sütün hiç bir anlamının kalmamasına benzer.

6 Ağustos 2009

i-ne.

bir gerilim filminde olabilecek en iğrenç sahneleri izleyebilirim. en cani, en vahşi anları. gerçekte de. hem de hiçbir gariplik hissetmeden. hatta zevk alarak. ama bir insana iğne yapıldığını görmeye dayanamıyorum. filmlerde filan öyle iğneli sahneler çıkınca gözümü kapatıyorum. basit bir aşı olsa bile. oysa iğneden korkan bir insan da değilim. sorun yok yani, yapabilirler bana. işin tuhaf yanı, bu durum sadece iğneye mahsus. koluma dikiş atılırken izledim mesela.

5 Ağustos 2009

payl aşımı.

bir insanın hayatımdan bir anda gitmesinden çok yaşanmışlıklarımızın, paylaştıklarımızın bir anda yok olduğunu görmek acı verir bana. hatta en çok bu acı verir.

3 Ağustos 2009

kahvarı.

en sevdiğim içecekler listesinde kahve ilk beşe girer. en sevmediğim hayvanlar listesinde arı ilk beşe girer. kahveyi yakınca arıların oraya yaklaşmadığını öğrendim dün. içim ne kadar temiz di mi. bildiğin toz kahveyi tutuşturuyormuşsun işte, tütsü gibi yanıyor yavaş yavaş. çoilginç.

2 Ağustos 2009

dondırmak.

pastanede dondurma isterken 'çikolatalı' diyen birinin olabileceğini hiç düşünmezdim. herkes kakaolu diyor sanıyordum. çikolatalı daha samimi. ve bunu söyleyen benim arkadaşım. nağber.

31 Temmuz 2009

soğcak.

duş almadan önce kovayı doldururken soğuk suyu açmayı unutmuşum. sonra kova dolduğunda yeterince ılık mı diye hızlıca sağ elimi suya daldırdım. su kaynama noktasını aşmış, reseptörlerimin dediğine göre. aslında o kadar salak değilim ama işte.. bu yazıyı da tek elle yazdım haliyle. ona göre.

30 Temmuz 2009

pasta.

ismimi 'pasta' zanneden dört yaşında bir kuzenim var. aslında gerçek adımı da biliyor, meliabi diyor bazen. ama genelde bana pasta demeyi tercih ediyor. öyle de lezzetliyim yani.

28 Temmuz 2009

metro.

bindiği şehirlerarası otobüste wireless bağlantı olmadığı için, arkadan gelen ve wireless bağlantısı olan başka bir firmaya ait otobüsün bağlantısıyla internete girmeye çalışan bir arkadaşım var. çok salak, di mi. fikri ben verdim ama olsun. sonuçta deneyip giremeyen o.

22 Temmuz 2009

küstüm.

ciddiyim.

21 Temmuz 2009

şeyk it milk.

ben pembeyi hiç sevmem. bunun erkeksilikle ilgisi yok. ciddiyim. kırmızıyı, eflatunu falan seviyorum gayet. ama pembe midemi bulandırır. mesela çilekli milkşeyke bayılırım ama cam bardaktaysa içemem. midem bulanır pembe diye. görmeden içmem gerek. yoksa kusarım valla. gözüm kapalıyken de bir dikişte içerim oh mis diyerek, dişlerimin sız sız diye sızlamasına aldırmadan. çok samimiyim.

- ayrıca en sevdiğim renk kırmızıdır.

19 Temmuz 2009

özgürlük.

zülfü livaneli'nin 'ey özgürlük' isimli harika parçasının konser kaydı var bende. şarkının sonunda seyirci 'bidaha bidaha' diye bağırıyor. ben de her seferinde şarkıyı salak gibi yeniden başlatıyorum, istemsizce. öyle. söyleyeyim dedim.

18 Temmuz 2009

tuzlandırıcı.

özgün ve ben hayvan gibi tuz tüketiriz. dün ben genç yaşta hipertansiyon sahibi olacağımızdan yakınırken dedi ki; 'ya olum neden candarel, hermestas ve türevleri tatlandırıcılar var da tuzlandırıcı yok ki.' çok mantıklı değil mi lan.

17 Temmuz 2009

pizzacuma.

canım sıkıldığında ya da düşünmeye ihtiyacım olduğunda balkona çıkarım ben hep. sağ ayağımı korkuluğun altındaki beton çıkıntıya koyup, sağ dizimi de korkuluğun en üst noktasına dayayarak öylece durur ve sokağı izlerim. tam karşıda da pizzacı var. az önce öyle balkondaydım yine, dedim bi pizza yiyeyim oh mis. aradım cevap vermedi. dürbünle pizzacının içine bakayım dedim, baktım kimse yok içeride; kapıda bir yazı asılı: 'cumaya gittim gelicem'. içimden küfrettim. çok açım lan napim. herkesin inancına saygım var yani yoksa.

16 Temmuz 2009

ovyes.

insanların bu kadar tekdüzeleşmesine katlanamıyorum. neden her on blog yazarından dokuzu nutella hayranı sizce? hiçbir nedeni yok bunun. gerçekten. bir tane 'cool' çıktı ortaya, nutella takıntılı yazılar yazdı. moda oldu işte.

- ice tea mango'yu çoak seviyoree. hadi bakalım.

15 Temmuz 2009

iket.

insanlar hangi enstrümanı çalıyorsun diye sorduklarında 'mızıka' diye cevap verince sizi ve mızıkanızı küçümsüyorlar, ciddiye almıyorlar. 'bas gitar' derseniz size tapıyorlar. insanlar bir garip. ah etiket vah etiket.

14 Temmuz 2009

ba.

çarpmadı otobüs filan. o değil de; -bukalıbabayılıyorumodeğilde- her yazar olmak isteyen, kendince yazı yazan gencin babasıyla problemleri oluyor ve babasını yazıyor. bu olaya baya tavım ben ha. ben de mi yazsam lan. ailesi tarafından anlaşılmayan ergen tripleri filan.

- hiç odama girdin mi baba? böhü. girsen nolcak sanki. yatak, kitaplar filan. televizyon bile yok, sıkılırsın, ben sana diyim bak.

13 Temmuz 2009

yem.

hayat çok garip bir şey lan. bazen çok seviyorum kendisini. ama bazen çok üzüyor beni. anlatacak çok şeyim var. dinleyecek kimsem yok. olanları da yitiriyorum bir bir. aferim bana. balıklarım iki gündür açlar. yemleri bitti. onları da yitirmemek için yem almaya gidiyorum şimdi. belki otobüs filan çarpar yolda. sınavım kötüydü, sormayın. çarpmazsa söylerim.

- do you like punk music? artık, en üzgün ve en neşeli anlarımda bu soruyu soruyorum. azocan'dan öğrendim.

5 Temmuz 2009

sarkoş.

çizgifilm karakteri gibi adamım valla. hani çizgifilmlerde birisi hızlıca koşarken kafasına yere paralel bir kapı üstü ya da sopa çarpar. çarptığı yer tam göbeğinin hizasında olacak şekilde sırtüstü hızlıca düşer ya kahramanımız. işte bana öyle oldu. kumsalda koşarken şemsiyenin demirine çarptım kafamı. ve aynen anlattığım gibi düştüm. bu tarz bir düşüşü sadece filmlerde olur sanıyordum. yeşil yıldızlar vardı başımın etrafında dönen. sonra kahkaha atarak kalktım yerden ve tekrar koşmaya başladım. bu sefer yere sabitlenmiş bi demir çöp kutusuna ayağımı çarptım. sağ ayağımın üstünde seke seke koşmaya devam ettim. duramıyordum. çok sarhoştum napim. bu arada bütün bu koşuşlar denize doğruydu. saat gece üçtü. denizden çıkınca tekrar koşmaya başladım ve aynı ayağımı başka bir çöpkutusuna çarptım. iki gündür üstüne basamıyorum işte. üstelik kafam şişti. tom ve jerry'deki gibi çekiçle indireyim dedim. iyice şişti. nolcak bilmem.

- ben sarhoş olunca hep koşarım.

27 Haziran 2009

börem.

az sonra size iğrenç bir itirafta bulunacağım. daha önce süsüne püsüne düşkün bir ekek olduğumu söylemiştim. üç senedir ellerim için nemlendirici kullanıyorum. bu süre zarfında envai çeşit marka denedim. ama söylemeliyim ki, hiç birisi su böreği yedikten sonra ellerimin yağlanması kadar yaramıyor cildime. valla lan. utanmasam elimi böreğe sürüp çıkacam dışarı.

26 Haziran 2009

kür'dan gemi.

kürdanları yan yana dizip bantlamak suretiyle minik sallar yapardım küçükken. küvette filan yüzdürürdüm sonra. komşumuzun kızının oğlu öğretmişti. 6 yaşındaydım o zaman. o günlerdeki en büyük hayalim ahşaptan kocaman bir gemi makedi yapabilmekti.

- insanın çocukluk hayallerinin gerçekleşemeden, hayal olmaktan çıkması ne kötü.

24 Haziran 2009

popo-ler.

her şey biraz popüler olmakla ilgili. yani popüler olan bir insan popüler olmayan birisinin fikirlerini, yazılarını filan çalarsa sorun olmaz genelde. asıl sorun böyle bir durumda popüler olmayan insanın "ama önce ben yazdım laağn" diye kendi kendine feryad etmesidir.

limonata.

meşhur limonata'mın özel tarifini ilk defa veriyorum:

3 limon sıkın, yarım bardak suyla karıştırın. sonra onu musluğa dökün. gidin bakkaldan tang alıp iki litrelik içi su dolu bir sürahiye dökün. oh mis. hayal kırıklığı da böyle bir şey.
şaka yaptım, sonra vericem.

şimdilik yeni fotoblog'umun adresini veriyorum: http://fotografcekmeli.blogspot.com/

klozet.

kendimi en çok kaka yaparken savunmasız hissediyorum. mesela deprem olsa o hâlde bi kolonun altına bile kaçamazsın, yangın çıksa poponu silmeden kalkamazsın. bunlar sadece örnek. ama öyle değil mi. düşmanınızı en zayıf an'ında yakalamak istiyorsanız kaka yapmasını bekleyin. size tavsiyemdir.

pepsiğ.

biliyorum ki 'pepsiğ yaşatır seni' reklamında seda sayan'ın ellerini iki yana kaldırıp göğüslerini kameraya doğru bir sağa bir sola salladığı sahneyi izledikten sonra pepsi içmeyi tamamen bırakan tek kişi ben değilim. bence o reklamı coca-cola yaptırdı. ben size diyim.